Contemporary İstanbul 2020: The great challenge

While, lock downs are being made across the globe, Contemporary İstanbul management  gave green light to the art fair.  I salute this decision. In addition to that, I celebrate each sponsor, especially Akbank, the main sponsor of the event.

First of all, there is a procedure to enter in to fair area -According to my view which is essential- in terms of public health.

These are as follows:

  • All visitors will be able to enter the fair area with accreditation by notifying the date and the time of their arrival.
  • Entrance to the fair requires HES code.
  • Any visit may not exceed  4 hours.

The fair also  provides additional assurance to participants such as;

  • Precisely placed ventilation systems and temperature controls,
  • Progressive entry,
  • Strategic location providing and,
  •  Directed flow .

15.th edition challenge

In numerology, number 15 is tasked with showing love and teaching others.  Are they showing love to İstanbul or their art fair or both.. I am not sure. What I know is, they are teaching other  art fairs.  As I said earlier, this is  a great challenge, this a position where  most of the organisers will throw the towel. The fair management said: we are here. We might have few visitors, galleries might have few sales. But we are here! Galleries said we are here.In the beginning it is obvious that  sponsors said : “we are here”.  If this is not a challenge, what is?


Let’s conclude

 “We are very excited to have the opportunity to revive art and the art community on the 15th anniversary of Contemporary Istanbul,” said Ali Güreli, Chairman of the Executive Board of Contemporary Istanbul.

This is one of the biggest challenge I’ve ever seen. I salute & celebrate all fair management & crew.  Sponsors as well.

Sena Kargı efekti

2014 yılında sergiye hazırlanırken, 10 bin ziyaretçi iyi olur diye düşünüyordum. Hatta 7-8 bin ziyaretçide kalabilir sergi diye düşünüyordum. Sana ne ziyaretçi sayısından sen resmini yap devam et diyen çok bilmiş kitlenin fiziksel olarak sergiye gelmeyeceğin de emindim. (Sonuç 15 bin ziyaretçi)

Masallar şehri İstanbul II sergisi, benim için önemliydi. Çok önemliydi. Sahaya inmiştim ve boş konuşmuyordum. Dolu dolu  diyeceklerimi zaten boyamıştım.

Şu var ki, sahaya inerken PR olarak kimle inmeliydim? Sena Kargı’nın sanat anlayışı benim sanat anlayışımla örtüşür.Belki 10 bini de aşarız da dedim.

Sena’nın stratejisi

Sena Kargı, baştan sona stratejşini epik söylence üzerinden yürütüyordu. Kontrastı da samimi duruş üzerinden kuruyordu. 2+2=4’ü çok farklı bir denkleme dönüştürmüştü. Sözüm ona vizyoner bendim(!) Futurist vb. Sena Kargı pragmatik ve hatta aşırı pragmatikti.

Sena Kargı, ben de  sahadayım demişti.

Sena’nın resim anlayışı

Sena sanki özünde biraz fovist’di. Daha da özünde vatanseverdi. 2014’de o koşullar altında daha iyisi olmazdı bence. Muhteşem bir sergi oldu.

Sena’nın renk anlayışı:

Sena’yı bilen, tanıyan Sena’nın renk çemberine, çeşitli kontrast biçemlerine hakim olduğunu bilir. Üçgen, kare, dikdörtgen üzerinden harmoni kuruyor mudur? Orasını bilemem de renge hakim olduğunu bilirim. Favori rengi nedir? Onu kimse bilmez.

Sena’nın PR anlayışı:

İçten bir PR anlayışı olabilir mi?  Sena sergimde bunu kanıtladı. Ve bu çok önemli bir şeydir.

Sonuç:

Sergiyi 15 bin ziyaretçi ile tamamladım. Sena Kargı’nın bu başarıdaki payı büyüktür.

Craftistanbul fuarı: Muh-te-şem

İnteraktivite çok iyi. Geleneksel  sanatlar gayet interaktif sunumlar ve güncel yorumlar ile ortaya konmuş. İnstagramda story mekanı fuar dediğin şey böyle olur.(!) Fuar kimi zaman adeta eserlere dokunabildiğiniz bir müzeye kimi zaman da taş yonttuğunuz bir şantiyeye evriliyor. Bu İstanbul için kazançtır.

Bilgin Aygül ile birlikte

Giriş ücretsiz, Beklentim 60 bin ziyaretçi, fuarın hakkı en az 100 bin ziyaretçi

Bilgin Bey’le görüştüm. Bu yıla özgü olarak fuarın tanınması için giriş ücreti olmadığını belirtti. Ziyaretçi tahmini 40 bin. Benim tahminim 60 bin. Bu fuarın hakkı en az 100 bin de. İskontolamaya, medyanın ilgisizliğinden başlıyorum.

Bu fuar bildiğiniz turistik atraksiyonun feriştahı, İstanbul’un merkezinde, içeride tek turist görmedim.  Bu nasıl iştir? Fuar yönetimi elinden geleni yapmış, eserini ortaya koymuş, Bir fuardan beklenenden fazlasını da ortaya koymuş.  Medyadan gerekli ilgi görüyor mu? Hayır. Bu fuarın hatası mı? Hayır. Öte yandan, özel kanalları bilmem de, tüm TRT kanallarının bu fuarda olması turizm için faydalı olurdu bence.

TRT’nin de hakkını yemeyelim ordayken TRT kanallarından biri fuar hakkında röportaj yapıyordu

O zaman kime bir şey diyeyim (!)

Ey instagram fonomenleri, yutubırlar fuar süper, ulaşımı kolay ve hesaplı, giriş ücretsiz. İnteraktivite çok iyi.  İnstagramda story mekanı fuar dediğin şey böyle olur.(!)

Nasıl gidilir? Bayağı kolay.

Marmaraya ve Metroya ulaşın Yenikapı durağında inin. 10 dakika yürüyün fuardasınız.

Ama Artist fuarına gidecektim, ikisi bir güne sığar mı diye soruyorsanız? Cevap evet.

Artist fuarına gideceksiniz, ikisi bir güne sığıyor. Toplu ulaşımla devam edeceksiniz. Metrobüs aktarması yaparak TÜYAP fuar alanına ulaşabilirsiniz.

İkisi bir arada olurda üçü bir arada zaman yeter mi?Bienale de  gitmedim ne yapacağım sorusuna da cevap verelim

Bienal’da Pera’yı uzun Cuma ile geçip, Resim Heykel müzesinden başlayıp, oradan Craftistanbul fuarını  oradan da  Artist son destinasyon olursa cumartesi bu daha kolay zira Artist 20:00’de kapanıyor. Pazar biraz daha zor, Artist 19:00’da kapanıyor.  Ha bu arada bu 4 mekan gezisine ödenecek bilet ücreti ki  o da sadece Artist sanat fuarında 10 TL, dünya da eşi benzeri yok. Bu yüzden sanat fuarları fiyatları yüksektir genellemesi külliyen yanlış.  CI fuarı da dünyadaki benzerleri göre hesaplı deyip devam edelim.

 

Avrasya Gösteri ve Sanat  Merkezi, sanat dünyası için önemli bir kazanım

Bu konuda da bilgi vereyim. İlk kez Artscrafts İstanbul fuarı için gittim. Öncelikle bayağı merkezi bir yer. Marmaray ile birlikte düşündüğünüzde Halkalıdan-Gebze’ye kadar hitap ediyor.Metro ile birlikte düşündüğünüzde yeni kapı son durak ularak yine merkezde.

Toplu ulaşımla aktarma yapılmadan ya da tek aktarma ile ulaşılabilecek mekan olması büyük üstünlük sağlıyor.

18 bin 470 m²’lik bir alanda inşa edilen Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi, 11 bin m² kapalı alana ve 16 m yüksekliğe sahip mekan tatihi yarımadanın transfer merkezi diyebileceğim Yenikapıda yer alıyor. Bu açıdan hem turistik hem de İstanbul’a hitap eden bir mekan olarak düşünüyorum.

Bağlayalım

Avrasya Gösteri Merkezi’nin ne denli önemli bir kazanım olduğunu  geleneksel sanat ve halı fuarı ile birlikte görmüş olduk. İronik olarak da bunu İstanbul’luya gösteren de Ankara’dan Atis Fuarcılık oldu. Bilgin Beyi tebrik etmek gerekir. Fuara da gidip görmek gerekir.

SEZON ALDI BAŞINI GİTTİ

Hızlı başlayan sezonda, Bienal’in son 10 gününe girdik. Artist Sanat Fuarı 2 kasımda açılıyor.

Bienal için ziyaretçi yorumlarını dinliyorum. Ortalaması. Fena değil. Eğlenceli. Ama bir gişe canavarı film kadar mı? Hayır? Niçin? Çünkü, son jenerik yok hali ile, o esna da çalan “ne kadar eğlendik” temalı “gaz” veren müzikler yok(!)

Neyse ne zamandır yazacağım konularda da yazma fırsatı da geldi madem .Farkındalık…Çevrecilik…Önce çevrecilik .Buradan başlayalım.

Çevrecilik. Ne fiil ne de sıfat olarak günümüzün pek popüler ifadesi ile duyguyu iletemeyen/geçiremeyen  bir kavram bana göre. Geri dönüşüm  toplumda karşılığı olan bir duruş mesela. Az su kullanmak mesela. Çevrecilik kavramı ile mesafeliyim. Sürdürülebilir ekolojik denge derseniz taraftarım. Kyoto da, Paris Protokolü’nde somut amaçlar vardır.  Bunlar net şeyler söylerler. Çevrecilik kavramı net değildir. Bu tip konularda en ufak muğlaklık inan ki sürdürülebilir ekolojik denge açısından iyi değildir. Açık ve net konuşacağım, Bienal’in İstanbul için faydalı olduğu tezimin altını bir daha çizerek elbette. Atık yönetimi, fosil yakıt dediğimiz zaman, sanatçılardan, antropologlardan, şundan ya da bundan  açık ve net söyleyeyim, çok da  bir şey beklemem.  Burada, atık yönetiminde, rol ağırlıklı olarak kamu kurumlarına,  belediyelere, muhtarlıklara,  site ve apartman yönetimlere ve haliyle halka yani bize düşer. Sera gazı salınımında da devletler aralarında otururlar konuşurlar. Demem o ki,Bienal’i  diyelim ki 500-600 bin kişi ziyaret etti ki rekor kesin kırılır, mesajı yeni duyan bir kesimin burada olacağını düşünen var mıdır? Pek sanmam.

foto1

TRT World’de  ‘Showcase’ programında Bienal direktörü Bige Ören ve Elif Bereketli Bienal üzerine konuşmuşlar. Güzel program olmuş. Gitmeden önce  izleyin derim.  https://www.youtube.com/watch?v=ZaozMNSsZ-w

Farkındalık yaratmak kavramı. Her zaman popülerdi. Son zamanlarda artık zıvanadan çıktı.  Dikkatimi çeken başka bir şeyse, farkındalık yaratmak isteyenlerin genelde kanaat önderi konumunda oldukları fikri ile hareket etmesi ve takipçilerinden bu konunun farkında olmasını beklemesi. Yalnız burası sorunlu bir alan. Niye? Birazdan anlatacağım. Farkındalık ve arzu edilen sonucun elde edilmesi arasında bir nedensellik bağı var mı oradan başlayalım.

FARKINDALIK VAR SONUÇ YOK DENKLEMİ

Tamamen etki alanınızdaki bir konuda dahi tüm çözümleri biliyor olmanıza rağmen uygulayamıyor olabilirsiniz. Sağlıklı sayılabilecek bir yağ oranına sahip olmanız için gereken kural basittir:  Az ye. Çok hareket et. Farkındalığa ihtiyaç var mı? Yok. Herkes bu kuralları biliyor mu? Nerdeyse evet. Herkes sağlıklı yağ oranı sınırları içinde mi? Ortalamalar gayet tombik bir nesiller bütünü olduğumuzu ortaya koyuyor.  Bunları niye anlatıyorum. Farkındalık var mı? Var. Sonuç?Yok.

FARKINDALIK YOK SONUÇ VAR DENKLEMİ

Öte yandan, Ocak 2019’dan itibaren Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği gereğince, satış noktalarında plastik poşetlerin ücretlendirildi ve kullanım % 78,4 düştü. Tartışmalı bir alan falan yok. Polemik yok. Farkındalık yaratma hikayesi yok. Propaganda yok. Sanat ve edebiyat yok.  Kanaat önderleri yok. Gerek var mı? Yok. Farkındalık var mı? Yok. Sonuç var mı? Var.

“MUKADDESLE PEDAL ÇEVİR”:ROL MODEL GEREK

Dünyanın geleceğini konuşmaya başladıysak, toplu ulaşım “faydalıdır”dan bir tık ileri gitmemiz gerekiyor. Nedir o? Bisikletle ulaşım. Fosil yakıtlardan kurtulmaktan daha da fazlası var burada. En başta, obezite, diabet, kardio vasküler hastalıklar , depresyon ve anksiyete ile mücadele de bu işin içinde. Özetle kamu sağlığının ta kendisinden  bahsediyoruz. Turizm ve istihdamı da eklememiz gerekir.  Peki altyapı anlamında nasılız? Fena değiliz esasında. Bayağı bir bisiklet yolu var. Ama bisiklete binen pek görmüyoruz.

Bisikletle ulaşım konusunda farkındalığa ihtiyaç var mı? Yok.  Burada bir hukuki düzenleme ile kesin başarı şansı var mı? Yok. O halde ne lazım? Rol-modeller. Kanaat önderi demiyorum. Farkındalık demiyorum. Sahaya inen bisikletçiler lazım.  Bunu kitlelerin görmesi lazım, yeni-normalin bisiklete sadece çocuklar binmez kaldı ki zaten bisiklet de ulaşım aracıdır olması  lazım. İşte bu sezonda  güzel bir gelişme de, iç mimar/seramik sanatçısı/bisikletçi Mukaddes Cansu’nun, “Mukaddes’le pedal çevir” belgeseli oldu. Geçtiğimiz sene kaybettiğimiz, devlet sanatçısı Ara Güler’i de bu belgeselin bazı bölümlerinde görüyor olmamız da belgeseli daha da önemli kılıyor.

foto2

TRTTÜRK’te ,  “MUKADDESLE PEDAL ÇEVİR” belgeseli  Cumartesi günleri saat 11:00’de yayınlanıyor.

Kanaat önderi/Rol model ayrımı bir yapalım….Sosyal medya ile sınırlı olarak. Kanaat önderi, sürekli farkındalık yaratan mesajlar verir. Yorar hatta. Sorun şudur ki, sürekli mesaj yönlendirme ile kanaat önderi olanlar, sonunda yalnız olmadıklarını anladı.  Fiziki dünyada bunun karşılığı şöyle bir şey her 100 kişiden 101’i kanaat önderi(!)  Benzer şekilde, Zaytung da çok anlamlı bir haber yayınlanmıştı: Kanaat önderi sayısı, takipçi sayısını geçti(!)

Gelelim. Rol modellere. Bu kesim  sürekli mesaj vermez. Sahaya iner.  Yapar. Rol modellik illa ki yüksek deha ve vizyon da gerektirmez. Diyelim ki, hiç kimsenin yürüyüşe çıkmadığı bir yerde bir kimse parkta her gün yürüyüş yapıyor.  İnsanlar bakıyor, bu ne yapıyor diye. Bu kişi rol model olma yolundadır. Beğeni, paylaşım kanaat önderi için her şey iken, rol model için önemli olan kerameti kendinden menkul sosyal medya paylaşımları değildir. Ve hatta rol-model olmak için de yola çıkmaz;  kavram, rol-modele dışarıdan bakanın tanımını karşılar. Kısacası  örneğimizdeki kimsenin, nerede hareket, orada serotonin, ver elini mutluluk demekte olan bir kişi olma ihtimali hayli yüksektir. Bize rol model lazım. Bu belgeseli önemseme nedenlerimden bir de bu.

Bu örneği yıllar evvel anlatmıştım. Sorunu göstermek yerine sayısal loto oynamak daha anlamlı demiştim. Sosyal medyaya rol-model  ve kanaat önderi ayrımını yapmalıyız ki,  rol-modeller ayrımına girebilelim. Şöyle ki: Yıkıcı rol-modeller ayrık otu gibi biterler. Sosyal medya onların  kolaylıkla palazlandığı ortamdır. Yapıcı rol-modeller ise panda kadar nadirdir. Bu yüzden, TRT TÜRK’ü bu belgeselden dolayı tebrik etmek gerekir. Panda kadar nadir bir rol modelin, kamu sağlığına üstüne de turizme katkısı  dolayısı ile de istihdama destek vermesi önemlidir. Sn.Bakan, turizmdeki yerlilik oranını %85 olarak açıklamıştı. Diyorum  ya bu çok ama çok önemlidir.

Bu belgesel ne diyor?

1-En başta Türkiye, bisikletçiler için güvenlidir.. Ve bu önemlidir.

2-Rota ne olursa olsun , eşine dünyada az rastlanır bir misafirperverliğin mekanıdır Anadolu.

3-Keşfedecek hem de turistik olmayan sayısız  mekan mevcuttur. Anadolu, her ne kadar medeniyetin beşiği de olsa, turistik anlamda keşfedilmemiş bir cennettir.

4-Gastronomide doğu-batı sentezini, Anadolu, çok iyi noktalara yükseltmiştir. Burada da uyarıyı getireyim, kahvaltı etmeden seyretmeyiniz. Mukaddes gastronomi anlamında yapımı çok iyi seviyeye getirmiş. 1.bölümde, sunum kaygısı güdülmeden (Artvin’de  mantının hazırlanışı gördüğümde, ya dedim “mantı değilsin ki herkes seni sevsin”(!) Şaka bir yana, mantıcıya gidesim geldi.  Ya dedim, daha Artvin’den bunu yapıyorsa, hani Gaziantep, Antakya’ya giderse yandık.  Gidesim geldiler biter, atlar uçağa gidersin.   Bir hafta sonunda 5 kilo aldım, pişman değilim diye de paylaşım yaparsın pazartesi(!)

Henüz İstanbul bölümü çekilmemiş. TRT TÜRK’den istirhamım en az 2 bölüm yapın İstanbul’u. İstanbul’un sayısız kültür hazineleri. Tarihi Yarımada. Vapur. Ara Güler’in İstanbul aşkı. Düşündüm de  3 bölüm daha iyi olabilir..

Bir daha düşündüm 4 bölüm  daha da iyi olur. Çünkü işin bir de  gastronomi tarafı var: İstanbul’da Çay simit var. Günümüzün meşhur tabiri ile söyleyelim bir daha: Çay simit Vapur eşliğinde… .

Kuru fasulyenin kralı bizde. Rakip tanımam. Topkapı Sarayının XVI.yy menüsü  sadece İstanbul da var. Mutancana mesela .Bal, fındık, ceviz içi, kayısı, üzüm, badem, kuzu eti. Yokuşta sprint atmayı mümkün kılar. Balık ve mezeler konusunda da çok ama çok iddialıyız.  Köftede de iddialıyız mesela da  rakip Tekirdağ, Edirne. Hele de Uzunköprü.  Bu bir mücadele.. İşimiz zor. Çalışmak, usta aşırmak lazım(!).   Öte yandan, İstanbul usulü  hazır yemek(fast food) Taksim büfeleri ve ıslak hamburgerleri medarı iftiharımız.

ARTİST SANAT FUARINA GİTMEK ŞART(2-10 KASIM)

Contemporary biletleri de çok pahalı diyenlere de bilet fiyatlarının 10 TL olduğunun da hatırlatayım. Ama hık mık yok. Her fuarın üstün olduğu yerler mevcuttur. Artist fuarı da gezilip görülmeyi hak eden çok  önemli bir fuardır. Bir değerdir. Geçen yazımda yazdım, yıllardır Contemporary’e giderim, bu sene ilk defa bana bir şey diyen bir eserle, bir başyapıtla  karşılaştım (14 yıl içinde ilk kez). Fuarlara beklentisiz giden biri olarak, Artist fuarında her zaman samimi duruşu  hissettiğimi de belirtmeliyim. Tamam, contemporary kadar cafcaflı değil. Hem de uzak. Özetle, hem uzak hem de cafcaflı değil. Ancak,  bir hatırlatma yapmam gerekir, müzeyi hatırlatan koleksiyon sergileri sadece Artist ve Art Ankara’da oluyor. Görmek gerekir. Bu arada,   Bahçeşehir, Beylikdüzü’ndeki sanatseverlere de çok kıymetli bir sanat fuarının ayaklarına geldiğinin “farkında” olmayabilirler. Farkında olmamayı seçmek de bir farkındalıktır, bir şey demem(!)

CRAFTİSTANBUL FUARI 6-10 KASIM ARASINDA İstanbul’un turistik anlamda arzulanan seviye bir türlü çıkamayan alanlardan biri de turistik hediyelik eşya konusu Özellikle özgünlük, çeşit açısından. Bu yıl ilki düzenlenecek olan, CRAFTİSTANBUL FUARI’nın tanıtımında“Geleceğin antikaları” olmaya aday ürünlerin yer alacağını  inancındayız” ifadesi geçiyor. Bu  da fuarın iddialı duruşunun altını çiziyor. Bakalım, görelim. Fuar, Yenikapı’da Avrasya Gösteri Merkezi’nde.

VEDAT GÜNYOL DENEME YARIŞMASI SON KATILIM TARİHİ 30 KASIM

Öncelikle,  Vedat Günyol’un özel eşyaları, yazı gereçleri, kitapları ve fotoğraflarından oluşan belgelik, Kadıköy Söğütlüçeşme’de geçtiğimiz ay Türkiye Yazarlar Sendikası Edebiyat Müzesi’nde açıldığını belirtelim.3 ödül var bu sefer yarışmada. 2016’daki ilk versiyona göre  yarışmacıların ödül kazanma şansı çok  daha fazla. Başvuru adresi: Ebru Şahin (Kartal Belediyesi  Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü) – ebrusahin@kartal.bel.tr

BAĞLAYALIM

Ne dedim en baştan beri, her 100 kişiden 101’i kanaat önderi oldu. Bu adı konmamış bir enflasyon .Hala kanaat önderi olmadıysanız, olmaya çalışmayın, çünkü herkes artık kanaat önderi(!) İyisi mi siz, kanaat önderi olmamanın dayanılmaz hafifliğini yaşayın.. Sosyal medyada vakit geçirmek yerine, bir güzellik yapın kendinize, yürüyün, bisiklete binin sergilere, fuarlara, bienale gidin,  vapura binin. Hani yapabiliyorsanız, Mukaddes gibi sahaya inin, tüm Anadolu’yu bisikletle dolaşın.

Öne çıkan görsel: “Tip 9”.60X120.TÜYB. Ali Balkan

Sezon güzel başladı! | Sanat Tasarım Gazetesi | Sayı 151 | Ali Balkan

Contemporary İstanbul’19 ile sezon açıldı. Bilet fiyatlarının geçen seneye göre yüksek olması, giriş ücreti bulunmayan  İstanbul Bienali  için çok faydalı oldu: Gol olur(!)

Contemporary İstanbul’dan başlayalım, Fuar Başkanı Ali Güreli, ağustosta sanat alanında olumlu bir havanın başladığına işaret ederek, “Türkiye’de esen o olumlu rüzgarın farkına vararak hareket ettik. Ağustosun başından itibaren satışlar artmaya başladı ve bu fuara da yansıdı. Buna ilaveten yurt dışından çok önemli bir sanatsever ve koleksiyoncu ilgisi geldi İstanbul’a. Bu son üç yılda özlediğimiz bir kalabalık ve çok büyük bir kitleydi. Bunun yanında İstanbul Bienali’yle Arter’iyle İstanbul’un diğer cazibe merkezlerinin de etkisi vardı.” diye konuştu.(Kaynak:Milliyet) Ziyaretçi sayısı 74 bin oldu. Fuarı 3 gün takip ettim, ön izleme her zaman ki gibiydi. Hafta arası günler, beklediğimden çok iyiydi. Pazar günü, beklediğimin biraz altındaydı ziyaretçi sayısı. Alt kat zannediyorum ilk defa üst katla rekabet içindeydi. Plugin ve Son edinimler sergisi aldı başını gitti. Fuar yönetimini ve ekibini tebrik etmek gerekir. Fuar izlenimlerime, https://ressamalibalkan.wordpress.com/2019/09/12/contemporary-istanbul19-da-yapilmasi-zorunlu-6-hareket-ali-balkan/ bağlantısından ulaşabilirsiniz

OTONOM Sanat Etkinlikleri

Maslak Atatürk Oto Sanayi’nde fuar ile eş zamanlı 12-15 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilen OTONOM sanat etkinliklerinden de bahsetmek isterim. Sanayi’deki atölyelerin bir nevi galeriye dönüşmesi çok yeni olmasa da, etkinliğin daha düzenli ve kapsayıcı şekilde yapılması yeni. 6. ve 9. Sokakta düzenlenen etkinlik hakkında Ali Bakova, etkinliği Atölyesi olan sanatçıların bir kooperatifi olarak gördüğünü ;  geldiğimizin çağda, 3 boyutlu yazıcılar, açık kaynak kodu ile online olarak kullanılan 3 boyut tasarım programları ile fikri olanların bunu üretebilir hale geldiğini  söyledi. “Maker”  kültüründen de bunu anlamak gerektiğini  de ekledi. (1)

foto-1

Ali Bakova ile Otonom Sanat Etkinliklerinde sergilenen “Broken Heart”  80X60 isimli eserinin önünde

Bedri Rahmi/Eren Eyüboğlu sergisi  Imoga Artspace/Kuzguncuk’ta 13 Ekime kadar açık: Kesin gidin

Bu sergi olmuş!  Kendinize bir iyilik  yapın ve bu sergiye gidin. Bu sergi kaçmaz falan demiyorum. Kesinlikle gidin diyorum Sergiye gelince .nicelik az, mekan çok büyük değil ancak nitelik gayet iyi. Eda Tekcan ve galeri yönetimini tebrik etmek gerekir.

foto-2

Eda Tekcan-Pınar Karadeniz ile Imoga Artspace’de Bedri Rahmi /Eren Eyüboğlu “Sevmek/Sevilmek” isimlı sergi açışında

Gitmişken Kuzguncuk’ta da takılın, boğaz havası alın. Mis gibi bir gün böyle olur. Cumartesi giderseniz, organik sebze satan tezgah da kuruluyor, galeri çaprazına. Hem sanat hem de sağlıklı beslenme(!)

 Büyük ustayı kendi kriteri ile değerlendirmek

Bedri Rahmi bir yazısında ben modernden anlamıyorum mirim ben klasik çalışıyorum diyen bir ressama şöyle cevap verdiğini yazar: ”Siz ben klasiğim derken herhalde farkına bile varmadan kendi elinizle kendinize altın madalya takmış oluyorsunuz. Bir eserin klasik olabilmesi için onu yapanın “bu eser klasiktir” demesi, “bu eser en aşağı iki üç asır insanları oyalamaya düşündürmeye sevindirmeye namzettir” gibi benzerlerine rastlanmamış bir iddia olmaz mı?”Yazının ilerleyen bölümünde, 40-50 yıl evvel daha derli toplu bir anlam taşıyan klasik kelimesinin de kullanımı için onarımlar gerektiğini söyler. Büyük usta, bundan tam tamına  63 yıl önce klasik kelimesinin aşındığının da altını çizer. “Klasik” olabilmek için zaman testi kriterine ek olarak ta sadece birkaç  neslin değil, değişik huylardan birkaç neslin iyi numara vermesi kriterini getirir.(1)

Şunu söylemek gerekir, Bedri Rahmi  değişik huylardan birkaç neslin iyi numara verme kriterini aşan apayrı bir seviyeyi tanımlamıştır.  Yazar/Şair/Ressam. Ve denemelerinde çaktırmasa da kuramcı.olarak yeni gelen her nesilden iyi numara almıştır. Bunu zaten biliyoruz da, son sergide bunu genç sanatsevelerin gözünde bir daha görmek güzeldi. Bir de ekleyelim teknolojide yaşanan büyük sıçramalar 5 yılda bile farklı huyları olan nesillerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Bunları neden yazıyorum derseniz, bu seviyede bir sanatçımız var ve müze-ev projesi de nerdeyse hazır.

Bedri Rahmi müze ev projesinin bir an evvel hayata geçirilmesi İstanbul turizmi için çok faydalı olur

Öncelikle görüyoruz ki, mirasçıları bu eve sahip çıkmışlar ve olduğu hali ile korumuşlar. Hatta o kadar ki,   “Bedri Rahmi mezarından çıkıp gelse  yatağı, telefonu, fihrisiti, boyaları hep aynı yerde “ diyor  torunu Bedri Eyüboğlu, 21.9.2019’da yayınlanan röpörtajda.(1) Konuya kültür ve sanat hayatı açısından bakmaya gerek  dahi yoktur. Kesinlikle büyük bir kazanım olur.

 

Konuya, turizm alanından bakalım. Söz gelimi,  Gaudi evi var. Giriş ücreti, rehber ücreti diğer hizmetler derken önemli bir turistik ürün de ortaya çıkmış oluyor. Araştırdım, 2007’den  veri bulabildim.  , 538 bin ziyaretçi sayısına ulaşılmış o yıl. Giriş ücreti 5,5 €. Müze-evler, müzelere göre çok daha faklı bir deneyim sunuyor ziyaretçiye. Bedri Rahmi Müze-Ev projesi’nin nerdeyse hazır olduğu düşünüldğünde bunu değerlendirmek gerekir.
Mirasçıların da bu yönde şu ana kadar yarı kamusal bir hizmet verircesine bu evi korudukları da düşünülürse bu projeye öncelik verilmesi çok yerinde olur.  Bakanlık,, İl müdürlüğü,  İBB Büyükşehir Kültür Müdürlüğü, Kadıköy  Belediyesi ve elbette yılbaşından itibaren de  Tanıtım Ajansının Marmara temsilcilerinin bu projeyi öncelik listesine alması çok faydalı olur. Yine anlaşılıyor ki, kamuya pek de yük getirmeyen bir proje. Bir de ek yapalım, binanın mimarı da dünyada üç kez Ağa Han Mimarlık Ödülü almış tek mimar olan Turgut Cansever. Bu da projeyi bir adım ileri taşıyor.

21.YY müzeciliğinde sosyalleşme çok önemli

Gelelim müze-ev projesinin günümüz koşullarında olmak gerekenlerine.  İnsanlar niçin müzeye gidiyor günümüzde? %50 si sosyalleşmek için. Peki bu sözgelimi Barış Manço müze-evinde çözülmüş durumda mı?  Oyuncak müzesinde sanki biraz daha ileri seviye var. Anlatmaya çalıştığım şey şu: Bir konsere, bir sinema filmine, bir tiyatroya gittiğinizde genellikle bir ara olur. İnsanlar o arada sosyalleşir. Müzelerin ilhamın mekanı olduğu kadar, sosyalleşme mekanı olması gereklidir diye düşünüyorum.

Bienal 10 kasıma kadar devam ediyor/ giriş ücretsiz

Bienal’de 3 ana mekan var. Pera Müzesi, Resim ve Heykel Müzesi ve Büyükada. Adada 5 duraklı bir rota mevcut: İskele Meydanı, Anadolu Kulübü, Hacopulo Köşkü, Mizzi Köşkü  ve Taş Mektep…

Pazartesi günleri hariç her gün, 10.00-18.00 arasında ziyarete açık olan bienalde, Pera Müzesi, hafta içi 19.00’a, cuma günleri 22.00’ye dek açık; pazar günleri ise 12.00’de açılıyor ve 18.00’de kapanıyor.

Ücretsiz davetiye için 16bziyaret.iksv.org sitesinde başvuru formunu doldurup  karekodla giriş yapıyorsunuz.

Talep etmeniz halinde rehberlik hizmeti alabiliyorsunuz. Bugün baktım, öğrenci 18 TL, tam 45 TL. Rehberlik hizmeti alacaksınız, gideceğiniz gün ve mekana bağlı olarak Bienal internet sayfasından bakın.

Henüz gitmedim, havaların biraz serinlemesini, sanat sezonun iyice başlamasını bekledim. İklimin mahvedilmesi ve özellikle de atık yönetimi tema seçilmiş görünüyor. Kaç yıl önceydi hatırlamıyorum, bienalin amacını anlamayı amaç edinmiştim(!) Ondan beri temkinliyim(!) Gidip görüp yazmak gerekir.

Contemporary İstanbul biletleri 120 TL olması, Bienal’e ciddi bir avantaj sağladı:

Kimi bilet fiyatları yüzünden, fuarı pas geçti kiminin fuardan haberi  son anda haberi  oldu, kimi tatili uzattı, o oldu bu oldu. Sezon açıldı ama bir etkinliğine gidemedi. Sezonu açamamaktan muzdarip geniş bir kesim var(!) Olmuş aylardan ağustos hala bir denize bir havuza gitmemişsin gibi bir durum(!) Öte yandan güncel sanat alanında yer alan  fuar giriş ücreti de 120 TL olarak  belirlenince, güncel sanat etkinleri için giriş ücreti çıtası zihinlerde da yükselmiş oldu. Bu da bienal girişinin ücretsiz olduğu düşünülürse ciddi bir avantaja dönüştü. Ancak avantajları görünür hale getirmek ve kullanmak gerekir. Bu açıdan ilk aklıma gelenler şunlar.

1-Ana akımda ağustos sonunda, eylül başında yapılan haberler hedef kitleye ulaşamadı diye düşünüyorum. Her konuda yazıp çizen konuşan  ana akım yazılı basını köşe yazarları, ana haber sunucularının  Zaman zaman bienalden bashsetmesi faydalı olur. Magazin basını Bienal’i desteklerse gol değil, fark olur(!)

3-Yurtdışı sosyal medya fenomenleri ile tanıtım stratejisinden bahsediliyordu. Bu yönde bir çalışma için Bienal biçilmiş kaftandır.

4-Yeni sezon dizi çekimlerinde imkan var ise,  Bienal mekanları değerlendirilmelid. Sözgelimi senaryolarda bienalden bahsedilmesi faydalı olur. Turist çekilmesi hedeflenen ülkelere yönelik tanıtım stratejisinde  bu tip çekim gücü yüksek  güncel  sanat etkinliklerini kullanmak gerekir.

Dünyanın neresinde olursa olsun  bienaller için çekincelerim  olsa da bu tip organizasyonlar  turizm için faydalıdır. Değerlendirilmesi gerekir.

Bağlayalım:

Sezon güzel başladı. Bienal, 10 kasıma kadar sürecek. Bir de başta dediğim gibi, CI fuarı biletlerinin geçen seneye göre bir miktar yükselmiş olması Bienal’e olan ilgiyi daha da artıracaktır.  Bienal’in ziyaretçi sayısı açısından rekor kıracağına kesin gözüyle bakıyorum. Burada  önemli olan sanki, İstanbul’un tanıtımında bunu bir miktar daha iyi değerlendirmek. Güncel sanata dair çekim gücü olan kültürel etkinliklerin aynı zamanda da  turistik ürünler  olduğunu ve gelir düzeyi yüksek turistler için de bir çekim meydana getirdiğinin altını da bir daha çizelim. Bu tip etkinliklerin aynı zamanda İstanbul’un imajına da çok olumlu etki yaptığını da tekrarlayalım.

 

—-

Öne çıkan görsel: “Tip 9” (2009) TÜYB Ali Balkan.

(1) Ali Bakova’nın sergilen diğer eserinin de Paşabahçe Magazaları koleksiyonunda satışa sunulan “Memento Mori ” isimli  tasarım olduğunu da ekleyelim.  

(2) Röpörtajın tamamanı için izlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=mzVyFKkQLbY  

14.sü düzenlenen Contemporary İstanbul sanat fuarında yapılması zorunlu 6 hareket | Ali Balkan

No:1  Milliyet sanat standını gezin. #Sanatın içinde’yi geçen seneki fuarı çok iyi okuduğu için takdir etmek gerekir

Milliyet Sanat geçen seneki fuarı bir ölçüde geçen seneki fuarı algılamış ve doğrudan olaya girmiş. O yüzden ilk sıraya bu enstelasyonu alıyorum. Çok daha iyi olabilirdi geçen sene ki,  Frida  standı diyordum da  You r me I m you standındaki gibi çeşitli aksesuarlar olsa mesela daha dinamik olabilirdi. Geliştirilebilir. Alt kata inmeden merdivenlerin yanında. Pazar günü alır başını gider. Oldukça düşük bütçe ile  giderek karşılıklı etkileşimde en üst seviyeye nasıl çıkılır bunu ortaya koymuşlar. Tablo Renoir’ın 1876’da güney ışığı ile ve  “Dance at Le Moulin de la Galette ” ile birlikte boyadığı bir tablo. Uzun lafın kısası ömrü hayatı boyunca umutlu ve neşeli olmaya yönelik eserler veren sanatçının eseri seçilmiş. Hani bu günlerde yaz dizisi diyoruz ya o hesap.  Enstelesyonda yer alanlara tablonun orjinal isminin “La Balancoire” olduğunu, tabloda nerdeyse hiç bir sembolizm bulunmadığını, günlük akış, anlık akışın diğer ifade ile duygu çemberinin günümüzün popüler kavramı “flow” (akış)    (Sosyalleşme anlamında) yer aldığını düşünüyorum.  İleri seviye ve fuarla bütünleşen bir hamle. Zeka dolu hamle. Tebrik ediyorum.

20190911_194001

 

No 2 : Arkhe. Çok ayrı bir interaktivite muh te şem. Tam puan. 

Daha iyi olabilir miydi? Müzik seçimleri harika olmakla beraber herkesin beğenileri ayrı. Uzun uzun baktım. 70’lerin  “Psychedelic rock/ funk” yapan tüm sanatçılar bunu görse ne mutlu olurdu diye düşündüm. Cem Karaca’lar Barış Manço’lar yaşasaydı da bunu  görebilseydiler diye düşündüm. O tarz müzikle kafamda canlandırdım. Harika. 10 üzerinden 10. (Şu olabilirdi, kontrol üniteleri bir miktar geriye çekilebilirdi)

20190911_184144

3-Derin Şehir: Gerçekten iddialı olmuş.  Kesinlikle görülmeli.  Tebrik ediyorum. 

20190911_184317

 

4-The One(2019) Under 1 minute- Eser ile iletişime geçmek kaçınılmaz adeta. 

Arkhe’nin hemen çaprazında. Gayet iyi.  Yine “Psychedelic”, hipnotik ve şamanik.

20190911_191002

 

5-Son edinimler: Kesinlikle gezin

Burayı ilginç kılan, koleksiyonerlerin son dönemde nasıl davrandıklarını görmek? Ne tür eserler satın almışlar, hangi sanatçılara odaklanmışlar?  Sanat, sanat piyasası biraz kafa yormak, analiz yapmak için çok keyifli bir ortam. Sherlock Holmes misali tümevarım tümden gelime dayalı çıkarımlar yapmak için harika bir sergi.

Bir de “Plugin ” bu sene her zamankinden farklı.  Hemen yanında da “son edinimler” bölümü yer aldığından alt katın, üst kattan bir miktar daha revaçta olması ihtimal dahilinde sanki bu sene. (Öyle de oldu)

6- Derin Tutku

Fuarı gezmek bayağı bir sürer. O halde biraz dinleyeyim diyorsanız, fuar içindeki en iyi dinlenme alanı neresi diye sorarsınız?  Eserin adı bellidir: “DerinTutku”. Müzik ve görüntüler derin dinlenme sağlayacak cinsten. Şansınız var da yer bulabilirseniz tabi. (Pazar günü, destekle de olsa bir yer bulabildim) Bugün bir daha gittim. Yarın yine giderim.  Muh-te-şem. (Yine gittim. Bir daha gittim. Sonra yine gittim. Bilgi aldım.  Çok etkileyici bir eserdi. Burası elbette ki subjektif bir değerlendirme olacak, 10 yıldır fuarı takip ediyorsam, en etkilendiğim eserin bu olduğunu belirtmeliyim. Bütünsellik nedir? Budur. İyi bir fikir iyidir de yoğun emek olmadan bu noktaya erişilemez.  Tebrik ediyorum tüm katkı verenleri. Fuar yönetimine de teşekkür ediyorum.  Bu esere fuarda yer verdiği için. (Biraz daha düşündüm. Bu eseri bu seviyede bütünsel noktaya getiren nedir diye? Elbetteki müzik. Bu açıdan İklim Tamkan ‘ı da tebrik etmek gerekir)  

derin tutku2

Bonus: Eski arkadaşları görmek

Genelde, çekim gücü bu kadar yüksek fuarlar, insanları harekete geçiyor ve insanlar fuarı ziyarete gidiyor. Bu yüzden, yıllardır görmediğiniz arkadaşlarınızla karşılaşmanız oldukça sıradan bir hal alıyor. Söz gelimi, bu fuar Ali Bakova ile karşılaştım. Sergi açıyorlarmış sanayide onu anlattı falan. Sonra  bir düşündüm en son ne zaman gördüm Ali abiyi diye? Kafadan 15 yıl geçmiş.

 

20190911_194422

Ali Balkan-Ali Bakova

Not: AA’nın haberine göre Vodafone Red, sanatsever müşterilerine 12-15 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek 14. Contemporary Istanbul biletlerinde yüzde 15 indirim sunuyormuş, buradan bilgisini aktarmış olalım. ***Biraz evvel vodophone red standına uğradım. Bireysel vodophone red’liler yanımda uygulmamasındaki  avantaj cepte sekmesinden  avantaja ulaşabiliyorlar. Kurumsal abonelikler için bu uygulama yok***Bilet fiyatları yüksek mi? Dünyadaki benzer fuarları dikkate aldığımızda hesaplı ancak %70 artış yapılması ziyaretçi sayısının bir miktar azalmasına ya da artışın sınırlı olmasına neden olabilir. Fiyatlar, elbette ki fuarın kurduğu stratejinin bir yansımasıdır. Değerlendirme yapmak hariçten gazel okumaya denktir. Bilet fiyatları konusunda olsa olsa konuşabilecek tek bir kesim vardır: Katılımcı galeriler. Onlar halinden memnunsa gerisi lafı güzaftır.

Not2:  Psychedelic rock nasıl bir şeydir?  https://www.youtube.com/watch?v=iqIgjEeMvHA  (2 nolu eseri 08:00 dan sonraki modda dinledim içimden..)

Not3: Ziyaret saatleri: Fuar, Şişli – Harbiye’de bulunan İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı (LK) ve İstanbul Kongre Merkezi’nde (İKM) gerçekleşiyor.

12 Eylül 2019, Perşembe
12:00 – 20:00

13 Eylül 2019, Cuma
12:00 – 20:00

14 Eylül 2019, Cumartesi
11:00 – 20:00

15 Eylül 2019, Pazar
11:00 – 19:00

Kaynak:https://www.contemporaryistanbul.com/tr/ziyaretciler/

Not4:Bilet fiyatları

Hafta İçi:
12-13 Eylül 2019

Bilet Fiyatı: 100TL
Öğrenci Bilet Fiyatı: 40TL

Haftasonu:
14-15 Eylül 2019

Bilet Fiyatı: 120TL
Öğrenci Bilet Fiyatı: 80TL

Bilet satışları sadece Fuar alanında gerçekleşmektedir. 

Kaynak:https://www.contemporaryistanbul.com/tr/ziyaretciler/

 

Not 5: Fuarın başkanı ne diyor?

 

Not 6: Cuma günü akşamüstü saat 6’da bilet kuyrukları.: Bu fotoğraf niçin önemli? 2 saatte fuarı gezmek imkansız! Ancak daha önemlisi, pazar günü gelecek kesme tavsiyem biraz erken gelmeleri. Ve kafadan plugin ile başlamaları. Cuma günü kapanışa 2 saat kala böyleyse, pazar günü nasıl olur? Ben kafamda canlandıramadım!!!

20190913_174743

Pazar günü kapanışa 1 saat kala bilet kuyrukları:

20190915_153657

Bu fotoğrafın anlamı ne? 1-Hiçbiri, son edinimler sergisini gezemezler zira çıkışta Galata Kule’si tarafına  gittim, oradaki kuyruk, son edinimler sergisinden daha kısaydı(!) Zaten son 1 saatte 5/6 zorunlu hareketleri tamamlayabilir misin? O bile zor.  2- Sanatseverler, 1 saat içinde gezilmesi imkan dahilinde olmayan bir fuara yoğun ilgi gösteriyorlar. Bu iyi bir şeydir. 3-Rekor ihtimali en baştan düşüktü. Strateji değiştirilmişti.Ancak bu görüntü beklediğimden olumlu yönde farklıydı. 4-Biraz erken gelin diye de yazmıştım!!!! Günümüzde insanlar okuduklarından çok yazar oldu sosyal medya sayesinde. Arada bir okumak lazım.

Not7: Fuar ekibi  her zaman ki gibi muhteşemdi.  Sanki geçmiş yıllardan  biraz daha muhteşemdi. Her birine tek tek  teşekkür etmek gerekir. Tebrik etmek gerekir. İyi ki varsınız..

Not8: Ziyaretçi sayısı ön izleme dahil 74 bin olarak açıklandı. Kaynak : http://www.milliyet.com.tr/gundem/contemporary-istanbul-sona-erdi-6034403?utm_source=headtopics&utm_medium=news&utm_campaign=2019-09-15

Not9: Fuar başkanı Ali Güreli’nin de değerlendirmesinin yer aldığı Milliyet.com.tr’de yer alan haberin tamamı:

Contemporary Istanbul sona erdi

Bu yıl 14’üncüsü düzenlenen ve farklı bölümlerde 22 ülkeden çağdaş sanat örneklerini ziyaretçilerin beğenisine sunan Contemporary Istanbul (CI) sona erdi.

Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen galeri, sanatçı, kurum ve kuruluşlarını İstanbul’da sanatseverlerle bir araya getiren fuarı ön izleme günü dahil toplamda 74 bin kişi gezdi.

Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı ile İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen fuar boyunca, sanatseverler ve sektör profesyonellerinin yanı sıra siyaset, sanat, spor ve iş dünyasından özel misafirler ağırlandı.

Fuarda, 74 galeri, 510 sanatçı ve bin 400’den fazla çağdaş sanat eseri yer alırken, atölyeler, söyleşiler ve interaktif işlerle ziyaretçilerin fuarın bir parçası olması sağlandı.

Çocuklar için de özel alanların oluşturulduğu fuarda, bazı yayın organları, müzeler ve teknoloji firmaları da stant açtı.

Kapanış günü değerlendirmesini AA muhabirine yapan CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, uzun bir çalışma ve hazırlık döneminden sonra bu yılki fuara büyük bir heyecanla başladıklarını söyledi.

Güreli, ağustosta sanat alanında olumlu bir havanın başladığına işaret ederek, “Türkiye’de esen o olumlu rüzgarın farkına vararak hareket ettik. Ağustosun başından itibaren satışlar artmaya başladı ve bu fuara da yansıdı. Buna ilaveten yurt dışından çok önemli bir sanatsever ve koleksiyoncu ilgisi geldi İstanbul’a. Bu son üç yılda özlediğimiz bir kalabalık ve çok büyük bir kitleydi. Bunun yanında İstanbul Bienali’yle Arter’iyle İstanbul’un diğer cazibe merkezlerinin de etkisi vardı.” diye konuştu.

Fuara 6 farklı müze grubunun geldiğini ve alım yaptığını anlatan Güreli, şunları kaydetti:

“Özellikle Türk çağdaş sanatçısı için bu müzelere, bu koleksiyonlara girmek büyük bir değer taşır ve bunların da ileriki yaşamlarında, kariyerlerinde yükselmelerinin de önünü açmaktadır bu. Zaten CI’ın da görevi budur, bunu da yerine getirdi. Çok başarılı bir şekilde, 74 bin ziyaretçiyle kapattık fuarımızı. Şimdi bu büyük kitle. Tabii ki hepsi alım yapmıyor ama sanatı seviyor, sanata yaklaşıyor, kendi gözünü, beynini, ruhunu eğitiyor ve her zaman sanata daha ilgili daha yakın olarak hayatına devam ediyor.”

Aktıralan kaynak http://www.milliyet.com.tr/gundem/contemporary-istanbul-sona-erdi-6034403?utm_source=headtopics&utm_medium=news&utm_campaign=2019-09-15

Not10:Bir vlogger, fuar bittikten sonra  “Gitme fırsatı bulamayanlar için 1 saatlik tur” isimli video yayımlamış.  Fuar hakkında  fikir veriyor. https://www.youtube.com/watch?v=MnwFBsBJBJ8  

2019-2020 Sanat sezonu başlarken: U MUT LU YUM! | Sanat Tasarım Gazetesi | Sayı 150 | Ali Balkan

5 yıl evvel bir makalemde merhum Kaya Özsezgin’in altını çizdiği çift yanlı resimler kadar olmasa da bir daralma sürecinden geçeceğimizi yazmıştım. Bu sene için ise  sanat piyasası artık yükselişe geçer diyorum.

Ama önce, üç  konu var ki; bunlar bu yaz konuşulan tartışılan hususlar oldu, bunları  atlamayalım, fikirlerimizi beyan edelim. Tanıtım Ajansı yasası geçti,(1) Müze Kart fiyatı sabitlendi(2), Art-Basel’in galeri alanlarında kirada indirime gittiği haberleri uluslararası medya da yer aldı. Sondan başlayalım.

Geçen sezon finalinde Art Basel kira fiyatlarını niçin düşürdü?

2018’de kira ücreti m2 başına 857  dolardı. 2019’da % 5 zam yapılarak fiyat m2 başına 898 dolara yükselecekti ki! Ama yönetim daha farklı bir kiralama politikası geliştirerek, 785-934 dolar aralığını galerinin büyüklüğüne göre oluşturdu. İlk defa katılan galerilere de %20 indirim ile kira fiyatını 628 dolar/m2 ye düşürmüş oldular.

Bunun anlamı ne? Cnn’de yapılan  röportajda denilen, kimsenin zamanı yok o yüzden galeri gezmez oldular, galerilere destek atalım. Ve hatta, başka ülkelere gittiğinde ziyaretçiler, Art-Basel’a katılan galerinin şehirde nerede olduğunu da görsün.

Rakamları vermemin nedeni olayın basında yer aldığı gibi çok da anlamlı ve büyük olmaması. Esasında olayı biraz daha derinlemesine irdelersek benim ulaştığım 2 sonuç var. Birisi AVM iş modelinde kira  ve cirodan alınan pay sisteminin; sanat piyasasının satış  bilgilerini paylaşmaya hevesli olmadığından dolayı diğer yanda da pratik olmasından dolayı belli kıstaslar alınarak fuarlar için de modellenmesi.

İkincisi ise, özellikle ilk defa katılacak galerileri özendirmek. Küçük galerilere arkanızdayım mesajı vermek. Peki bunu niye yapıyorlar? Bir benzetme yapalım. Fuarı sinema salonuna, galeriyi de yapımcıya  benzetelim. Büyük yapımcılar, gişe filmi yapıyorlar genelde. Oysa ki, fuar iş modelindeki kilit unsur alıcılar değil, biletli ziyaretçi. Fuarların biletli ziyaretçisi  de gişe filmine o denli düşkün değil. En azından geniş kesimi hâlâ özgün ve samimi bir şeyler görmek istiyor. Benzetmeye devam edersek,  fuar ziyaretçisi, Hollywood- Marvel kahramanlarının her bölümde bir daha ve ardından bir daha ve ardından bir daha  dünyayı kurtardığı filmlerin müşterisi değil. O halde onlara farklı şeyleri verebilecek kesim, samimiyeti hissettirebilecek kesim daha çok küçük galeriler. Yeni katılan galeriler  ise fuarın ziyaretçiye sunduğu yenilik. Hani bir ürün lansmanında derler ya cep telefonuna yeni şu özelliği ekledik. Yeni galeriler de o. Hem de yeni müşterilere uzatılan bir havuç.

Uzun lafın kısası benim gördüğüm Art Basel iş modelini rafine ediyor ve modelinde AVM ve dev sinema yapım şirketlerinin iş modellerini örnek alıyor. Hani sanatmış, yok galeriler zor durumdaymış gibi sözlerle bezeli sunulsa da benim gördüğüm bu.

“Art community travels” (Sanat camiası veya kitlesi seyahat eder)

Marc Spiegler’in röpörtajında dediği ve bizi de en çok ilgilendiren cümle bu: Sanat dünyası seyahat eder. Bunun bir benzerini de  Jerry Saltz söylemişti fuar kitleleri için: “Groupie” diye tanımlamıştı onları.. Bahsettiği rock-pop grouplarının peşinden konser konser gezen genç kitle değil elbetteki. Fuar fuar gezen, tüm ülkelerin turist olarak ağırlamak istediği  en üst segmentlerden   birinden  bahsediyordu. Bu kitleyi, İstanbul’a çekmemiz gerekir ve Contemporary İstanbul, elimizde bulunan en esaslı unsur şu aşamada. Tanıtım ajansı  Marmara bölge temsilcileri ve daha da önemlisi  işe alım yapılmışsa uzmanlarının bu fuara özel ilgi göstermesi gerektiğini düşünüyorum.  Contemporary İstanbul bu sene 12-15 Eylül tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayında 14.edisyonu ile sanat severlerle bulaşacak. (3). Bunu da belirtmiş olalım ve müze kart konusundaki gelişmelere geçelim.

Müzekart ‘ın 70 TL olması ve fiyatın sabitlenmesi

Müze kart stratejisini destekliyorum. Ve artırıyorum. Bedavadan televizyondan yayınlanan diziler dahi nette paralı hale gelmek için uğraş içindeyse, müze gelirlerine odaklanmak ve fiyatları arttırmak yerinde bir karardır. Bizim müzelerimiz dünyadaki sayılı müzelerdendir. Verilen bilgi de gelirin %85’inin  yabancı ziyaretçilerden geldiği yönünde. O halde, Müzekart ile yerli ziyaretçiyi bu fiyat politikasının dışında tutmak yerindedir. Bunun tartışmasına girmek dahi abesle iştigaldir

Öte yandan Tanıtım Ajansı Marmara bölgesinin 2 üyesi ve uzmanlarına bir öneri getirmek istiyorum:

Bakan dedi ki, vatandaşlarımızı AVM yerine müzelere çekmek istiyoruz. Hepimizin temennisi. Diğer yandan,   temel turizm tanıtım stratejilerine baktığımızda sürekli dış ülkedeki kanaat önderleri üzerinden bir pazarlama strateji kurgulandığını  görüyoruz. Yani, kitle iletişimini müşterinin ayağına götürüyoruz. Şu halde müze, kitleyi çekmek istediğimiz yer ve kitle de AVM’de ise; kitle ile ilişkilerin (PR) AVM’de gerçekleştirilmesi gerekiyor. Şu halde, AVM’lerde müzelerin tanıtımının yapıldığı bir alan ve müzekart satılan bir alanın faydalı olup olmayacağı denenmelidir.  Mini müze diyelim. Replika eserler sergilenebilir. Dönüşümlü olabilir. Deneme yanılma, dünya örnekleri, gezici sergilerden deneyimler esas alınarak bir model oluşturulabilir. Artık müzekart sisteminde hangi müze varsa…  Marc Spiegler boş konuşmaz. Bilet gelirine odaklanmış görünüyor, iki lafından biri paradigma değişimi, geniş kapsamda bunun değerlendirilmesi gerekiyor. Bu iş de  güncel sanatlar da ağırlıklı olan Marmara Bölgesi Tanıtım Ajansı temsilcilerine ve uzmanlarına düşüyor dedikten,  müzekart fiyatının sabitlendiği bilgisini de ekledikten sonra plastik sanatlara dönelim.  Sanat piyasasında bu yıl büyük ihtimalle bir toparlama başlayacaktır dedim başlıkta. Tahminleri isabetli birisi miyim? Bence öyleyim. Kanıtlayayım.

“Angry bird” değilsin ki herkes seni sevsin(!)

Geçen sene yaşanan spekülatif atak ile dolar kuru bir anda  7 TL olduğunda ben de tepkimi ilk  “Angry  bird”imı boyayarak  ortaya koymuş,  “çağdaş sanat” alanında zorunlu 3 hareketten birini yapmıştım(!)  O eserde  ‘USD/TL max 5’ ibaresine yer vermiştim.(4) (5)  Bu tahmini yapmak oldukça kolaydı. Bir iki veriye bakarsın, dengelere bakarsın tahminini yaparsın. Enflasyon  farklarını uygularsak krizden  tam 1 yıl sonra tahmini tutturmanın haklı gururunu yaşıyorum.  Elbette ki öncülü olan eserleri   de saymam gerekir “Para-Goygoy aktivite”(6) ikincisi  “Büyük goy goy ustası”(7) ve son olarak “Fart Coin”(8). Bu tahminlerim de isabetli çıktı.

resim 1

“Angry bird değilsin ki herkes seni sevsin”(2018) 26X43 K.Ü.K.T. – İsimlendirme 2019 yaz(!) ( https://www.instagram.com/p/BmjL9mSAEn-/ )   (16/8/2018)

Zor olan tahmin başkaydı: Para-goygoy aktivite!)

Bulvar gazeteciliğinin 21.yy’a özgü  ve de ekonomiye odaklanmış halinin doğum sancıları 2017’den beri sosyal medyada ciddi şekilde hissediliyordu.. Ancak kavramı isimlendirmek ve kapsamının ne denli genişleyebileceğini tahmin etmek ise güçtü.  Bu aktiviteye  “Para-goygoy aktivite” adını verdim. ve bunun ustasının da  ancak“ Büyük goy goy ustası” olabileceğini uzun uzun anlattım. Sosyal medya fenomenlerini öylesine eleştirdim ki; kolajlarken gülmekten yere düşmüşlüğüm bile var. 2018 başında eserimi yayınladım. Yalnız Vedat Günyol misali espri yaparken  ciddiyeti  biraz abartmışım ki ciddiye alanlar tahminimden de çok oldu. Altın sınırsız miktarda; bir taş oysa ki bit coin sınırlı diyen bir kimsenin lafına yer verip, sorularınız için sazan-ben@gbf.edu adresine e-posta at de bu sonuçla karşılaş(!)

resim 2

“Para-GOYGOY aktivite”  (2018) Ali Balkan

Para-Goygoy aktivitenin yükselişe geçmesi kaçınılmazdı. Çünkü, Marx’ın öngörüsü doğru çıkmış, “kâr oranlarının eğilimsel düşüş yasası” tavana vurmuş, devletler de hizmet sektörü ile büyümede sınırları aşmak için hormonlu çözümler peşinde koşar olmuştu. Bu tüm dünyada bunlar  yaşanırken, balon üstüne balon geleceği, bu balonlarda da  1637’de yaşanan “Lale soğanı çılgınlığı”ni örnek alacağı açıktı. Yani son aşamada katılanların ağır şekilde zarar edeceğine şüphe yoktu. 2018’de ise daha farklı bir kesim mevcuttu: Yutıbırlar.  Onlar bunu kendileri için fırsata çevireceklerdi.

Yutıbırların(you-tuber) temelsiz umutları pompalayacağı açıktı. Bitcoin’in  çöküşünü  öngörmüştüm.  Çünkü çevremdeki herkes bit-coin’den bahsediyordu Yutıbırların da alacağı pozisyonu  önceden görmüş ve “post-truth” (yalan haber )kavramının artık yetersiz kalacağını  bir sonraki aşamasının da “Fart-truth”(*s*r*ktan gerçek)olacağını öngörmüştüm.  O eserimi de şubat 2018’de yayınladım.

Bu iki kavram arasındaki ayrımı şöyle yapalım: Artık falcıların bile gösterdiği sözde ciddiyetin de kayıp edildiği, gerekçelendirmede  mahalle kahvesindeki özenin bile gösterilmediği  döneme “fart-truth” dönemi denir. Yalan haber de ana mesele bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktır. “Fart truth” da ise özellikle “para-goygoy aktivite” kapsamında bilgi sahibi olmadığı yatırım araçlarına çılgınlığın  en üst boyuta ulaştığı dönemde yatırım yapanların acısından faydalanmak için Makyavelist bir tutum sergilemek söz konusudur.

2018 yılında  “para goy goy aktivite” tam anlamı ile tavan yaptı. Yılın büyük kısmı, yıl boyunca %80 civarında kayba uğrayacak bit-coin allandı pullandı. Daha sonra da dolar en başta 10 ardından 20 yetmedi 30  hatta 60  olacak yorumları yapılır oldu. Sebep basitti, hiçbir bilgileri olmadığı halde, balonun popülerleşmesi sonucu yatırım kararı veren çok geniş kesimler zarar etmiş ve buna karşı gerçek dışı (yalan haber) yorumlarla kendilerini rahatlatmak istiyorlardı. Sosyal medya yorumcuları da talebi görüyor ve karşılıyor, bu yönde haberler yaptıkça, beğeni, abonelik, izlenme, reklam geliri kazanıyorlardı. Ancak bit-coin ve kur arasında ciddi bir fark vardır. İlkinin düşmesi çıkması geniş etkilere sahip değilken, dolar kuru her türlü piyasa  ve sanat piyasası da dahil çok etkilidir.  İşte bu yüzden  “para-goy goy aktivite” piyasanın psikolojik unsuru için zararlı bir aktivitedir. Meğer ki, sağlam veriler ile desteklenen tahminlerde bulunulsun. 20 TL 1 dolar edecek demesi kolaydır da , öyle bir sıçrama halinde bizi geçtim,  tüm dünyada oluşabilecek tablo hakkında en ufak bir fikri var mıdır bu  kesimin? Hiç sanmam.  Peki ne yapmalı? Bu kahinler, izlenme, abonelik ve reklam gelirinden takipçileri sayesinde nemalanıyorlar.  Sosyal medya  trendleri? Kapalı kutu. Bence bu tip kanalları izlemeyin. Bulvar gazeteciliğine verilebilecek en iyi cevap budur. Görmezden gelin. Ek olarak, entelektüel insanlar özellikle de aydınlar yorum dinleyen insan değildir.  Bilgiye ilk elden ulaşıp yorumlayabilen insandır. Bir de en azından şu soruya yanıt verin:

Bilgisayar seçimi yaparken, günlük fal yorum videolarına bakarak karar vereniniz var mı?

Bu açıdan, sosyal medya takipçisi ve izleyici kitlesinin çok büyük kesimini oluşturan  genç arkadaşlarımıza tavsiyem, kendilerini eğlendiren, tuhaf fenomenleri bilemem ama bir takım yatırım kararları vereceklerse sosyal medya yorumlarına pek te güvenmesinler. Sözgelimi döviz yatırımı yapacaklar ise TCMB sitesindeki verilere bakarak karar versinler. Sorum da basittir: Cep telefonu veya bilgisayar seçimi yaparken, günlük fal yorum videolarına bakarak mı karar veriyorsunuz?  Aynı soruyu resim alan bireysel ve kurumsal koleksiyonerler için de tekrar edelim. Diyelim ki onlar da  danışmanlarını pas geçseler bile; ulaşacakları veri tabanları da eşyanın doğası, piyasasının düzenlemeye uygun bulunmamasından dolayı pek de bir anlam ifade etmiyor. Burada sezgiler önemlidir. Eserle kurulan bağ önemlidir. Sanatı desteklemek önemlidir özellikle de halen yaşayan ve üreten sanatçıları desteklemek açısından.

Bağlayalım

Paradigma değişim, galerilerin ziyaretçi sayısının düşmesi, kapanan galeriler , fuarların ve   koleksiyonerlerin yükselişi ana akımda esaslı bir polemik olmaması, müzayede rekoru kırılmaması gibi konuları uzun zamandır yazdık.. Bu sezon, sanat piyasası patlar da demiyorum. Ancak geçen yıldan iyi olma ihtimali çok ama çok yüksektir. Bunun altında yatan sebepler oldukça fazla. Buradaki sıkıntı psikolojik faktördür. Yıllardır durmadan daralan bir piyasanın tekrar yükselmeye başlayacağına en başta inanmak zordur. Burada görev başta medya, fuarlar ve müzayede evlerine düşer deyip daha da uzatmayalım. Ve  2019-2020 sanat sezonunda tüm müzeler, fuarlar, galeriler, müzayede evleri sonda sanatçılar başta olmak üzere sezonun  güzel geçmesini diler, sanatsal üretimde özgünlüğün tavan yapmasını, yerli sanat piyasası hacminin genişlemesini, fuarlarda ve müzelerde ziyaretçi; müzayedelerde satış rakamı rekorları kırılmasını ümit ederim.

 

 VEDAT GÜNYOL DENEME YARIŞMASI’NDA GENÇ DENEME YAZARI KATEGORİSİ NEDEN ÇOK ÖNEMLİ? | Bosphorus Arts Newspaper | Sayı 143 | Ali Balkan

Bu sene 3.sü düzenlenen Vedat Günyol yarışmasına katılmadım.  Ancak yarışmayı kazanmış  kadar mutluyum!!!  Anlatayım neden.

Başlayalım. Edebiyat içinde deneme türüne girdiğimizde, her halde ilk akla gelen isim Montaigne olur.  Şöyle der : ”Bu kitapta size asla bir şey kanıtlama iddiam yoktur. Elimden geldiğince size beni anlattım. Bana hak vermenizi ya da yargılamanızı istemiyorum”. Ortada bir makaleden çok, bir tezi kanıtlamaya yönelik gerekçelerden çok, sezgisel bir duruş ve iddia vardır, denemelerde. Ne dersek diyelim, tez ortaya koymak gibi bir alçakgönüllük ve üstüne de esasında belli ölçüde bir nesnellik de vardır ve bu önemlidir. Neden?

 “Post-truth’’ kavramını anlamak zorundayız

Sosyal medyanın başını çektiği ve yalan haber yapmayı yükselten bu anlayışı gerçek kelimesi ile birleştirmek kimin aklına gelir onu başka bir yazıya saklayalım. Nedir bu gerçek ötesi?  Bir  sözlüğü göre,  ‘Post-truth’ bir sıfat olarak, ‘duygular ve kişisel kanaatlerin nesnel hakikatten daha  etkili olması durumu’ şeklinde tanımlanıyor.  BU YENİ BİR KAVRAM MI? Hayır.  Yeni olanı anlamak için ise Andy Warhol’a mal edilen herkes 15 dakikalığına ünlü olacak sözünün çok ötesinde bir dünyada yaşadığımızı bilmemiz gerekiyor. Ve daha da önemlisi, 15 dakika ünlü olduktan sonrasının dinamiklerini de algılamamız gerekiyor. Milyonlar bu alanda yarışıyor. Ve ünlü olmanın tatminini bir kere yaşayanlar için dopamin reseptörleri duyarsız hale gelmeye başlıyor. Kanaat önderi olduğunu hisseden milyonlar içinden 15 dakikalığına ünlü olanların, reyting uğruna neler yapabileceğini düşünmenize gerek yok, youtube trendlere girin görün!   Sözgelimi, mizah sitesi Zaytung’da geçtiğimiz günlerde belki de sözüm ona ciddi olan gazetelere göre çok önemli bir haber yer aldı. Diyordu ki, fenomen (!) sayısı takipçi sayısını geçti(!)

Bilmediğimiz ve yeni olan ise, gözümüzün içine baka baka yalan söyleyen uluslararası haber kanallarının düşünüş biçiminin bireysel sosyal medya kanallarının bir kısmında da benzer şekilde tazahür etmesidir. Bu kontrolsüz dünyada en basitinden 3 günde 30 kilo verdirecek bitkisel ve %100 doğal kür tarifini bile yapan olabilir ve böyle bir zırvalıkla milyonlarca beğeni alabilir.

Rahatlatan yahut gaza getiren   yalan”lar

Günümüzde patlayan sosyal medya fenomenlerinin bir çoğu, gerçekleri kafalarına göre bükerek, post-truth kavramının feriştahını ortaya koymaktadırlar. İzleyen ve sözüm ona tez ortaya koyan, vaat eden fenomen (!)  arasındaki zimni anlaşma şudur: Sen bana duymak istediklerimi söyle ben de seni beğeneyim, izleyeyim, yorum yapayım, kanalına abone olayım.  Bu dünya zannettiğinizden çok daha büyük ve inanılmaz bir hızda da büyümeye devam ediyor.O halde tanımı yeniden yapalım “Rahatlatan/gaza getiren yalan” diyelim. Bunun dengeleyeicisi de kanaatimce deneme alanıdır. Çünkü deneme alanının sosyal medya devri öncesinden kalan 20.yy nesnelliğinin, post-truth ve sosyal medya çağına karşı  önemli bir kale olarak görür ve korunması gerektiğini düşünürüm.

“Deneme yarışmaları” çok önemlidir

Zaman zaman yazarım. Şiir kitabı pek satmaz, hikaye de pek satmaz diye. Deneme yazarlarına da pek bir talep yok. Ancak yazan yazıyor ve okuruna ulaşamıyor. Oğuz Atay’ın “Demiryolu Hikayecileri”nden biri durumuna düşmek bir deneme yazarı için çok olası bir sondur.   İşte burada birilerinin devreye girmesi, sanatçıya umut vermesi gerekiyordu.  Bu bağlamda Vedat Günyol Deneme  yarışmasının değeri ortaya çıkıyor.

Geçen yıllarda yazmadıklarım

Geçen yıl yarışma hakkında bir yazı yazmıştım. Ama o yazıda yazmadığım konular daha çoktu. Yarışma yürütme kurulu ile sürekli diyolog halindeydim. Gerekçeli  eleştiriler  getiriyordum. Ancak bunları ikili diyologların dışına çıkarmıyordum. Sosyal medyada tek satır yazmadım.

Çünkü bir şey üzerine 2 dakika düşündüm. Sosyal medya üzerinden paylaştım. Yürü be (! ) kitlesini yakaladım. Bu hiçbir zaman önemli değildir. Gaz vermek, verilmek başka şeydir. İstediğiniz sonuca ulaşmak çok başka şeydir.

Vedat Günyol Deneme Ödlü Töreni Muharrem Semir Aykut Sezgin Aydın Ergil Nesim Ovadya İzrail 3 Mart 2019

Yürütme  kurulu üyeleri  Muharrem Semir,  Aykut Sezgin, Aydın Ergil, Nesim Ovadya İzrail,  “Uzak Yakın, Vedat Günyol Anılarıyla Resim Sergisi”nin açılışında

İçtenlik testinden geçeceksiniz

Hep üstünde durduğum bir konu vardı. Eleştirdiğiniz, değişmesi istediğiniz bir şey var ise  “içtenlik” testinden geçmelisiniz. Test açık ve nettir. Eleştirdiğiniz şeyin değişmesinden çok, eleştiriniz ile öne çıkmak istiyorsanız içtenlikli  değilsinizdir. Öne çıkmak, övgü almak umrunuzda değil diğer yandan, eleştirdiğiniz konunun değişmesi için sürekli bir çalışma içinde iseniz. İçtensiniz.

Ve bir sonuç aldığımı düşünüyorum.

Yarışmaya  da 2016’da  bir kere katıldım. Ödül törenlerini de gittim. Gözlemledim. Fikirlerimi yürütme kurulu ile sürekli olarak paylaştım. Eleştirilerimi her yerde yazabilirdim. İster köşemde, ister sosyal medyada. Ancak bu tip yaklaşımlarda gerek kendi egomun gelecek beğeni ile , yürü be yorumlarından yükseleceğini, yarışma düzenleyici kurulun da durduk yere buna karşı kendini savunmaya geçebileceğini düşünerek sosyal medya ya da medya üzerinden tek bir kelime sarf etmedim.

Özetle dediğim şuydu, ülkemizin yaş ortalaması 30 civarındadır, genç yazarlara da bir fırsat tanıyın.  Kuşaklar eskiden olduğu gibi önceki   kuşakları  takip etmiyor. Kuşaklar kendi kuşaklarını takip ediyor genelde. Geçmişteki gibi bir noktada değiliz. Güzel sanatlar eleştirisinde çok kısa bir zaman içinde “eleştirmen” kavramı nerdeyse yok oldu.   Bilemediğimiz,  öngörülerimizin sınırlı olduğu   bir dünyada yaşıyoruz. Yutıbır’lar .  Amazon’daki kindle açılımı. Sesli kitaplardaki  makalelerdeki sıçrama vb.

 Beni de jüriye alsalar da aynısı olur

Öte yandan,  Juri de emektarları karşısında gördüğünde, edebiyatta deneme alanında zaten bir gelir ihtimalinin de bulunmadığı düşünüldüğünde ve para ödülü de bulunduğundan dolayı haklı olarak emektarlara yönelecektir dedim. İşin komiği, beni de jüriye alsanız, aynısı olur derim.

Diğer yandan sözgelimi boksu  sporunu  ele alalım dedim.Hafif, orta, ağır, süper ağır sıklet diye ayrımlar var. Deneme alanında, tecrübe çok önemlidir.  Ne kadar özgün ve orijinal de olsa da  deneme alanında orta sikleti, süper ağır sıklet karşısına koymak pek de faydalı değildir.  Buna karşı bir kategori açmalısınız dedim. Geçen yıl, Mayıs ayında düzenleyici kuruldan bir SMS geldi.  Genç kuşak dalı açıldığını söylediler. Sabırla sürekli olarak yaptığım telkinler sonucunda bu kararı verdiklerini belirtiler.

Bunu duyunca sevindim. Yarışma serisinin 3.sünde genç kuşaktan 28 yaşında bir yazar bu kategoriden ödül aldı.  Yarışma da ise, ödül verilmeye değer eser bulunmadı.

Ben nasıl mutlu olmayayım?

Bu yarışmaya emek veren. Zaman veren. Bu yarışmayı ortaya koyan kurul, benim dediklerime kayıtsız kalmamış, dediklerimi dikkate alarak yeni bir kategori açmıştı.Yetmemiş beni de bu kararı senin değerlendirmelerine dayanarak aldık demişti.

Genç yazarlar arasında da genç bir yazar  ödül verilmeye hak kazanmıştı.  Ben nasıl mutlu olmayayım? Eğer kategori açılmamış olsa, yarışmanın bir kazananı dahi olmayacaktı. Dedim ya ben nasıl mutlu olmayayım.

Yarışmayı kazanmış kadar mutluyum

Ödül kazanan Yazar Hakan Güngör’ü tebrik etmekle,  edebiyat dünyamız da kazanmıştır demekle beraber, ben de önemli bir başarı kazandığımı düşünüyorum.  Hatta yarışmayı kazanmış olsam bile bu kadar mutlu olabilirmiydim? Bilmiyorum.  Kuramımda bir tık ileri gittiğini hissediyorum

5 yıl önce nedir bu çağdaş sanat diye bir deneme yazmaya başladım. Paradokslar, kuram olarak bakıldığında tutarsızlıklar, yazdıklarımın düşündüklerimi az seviyede karşılığını sezmem sonucunda kendime 10 yıl zaman verdim. Düşün dedim.  İşte bu kuramda, kabaca, (Sosyal medya) + (ben  merkezcilik) + (amnezya)= (aktüel) + (sanat)’ = (Çağdaş sanat) tezimde ispata bir adım daha yaklaştığımı sezinlememe neden oldu bu yarışma.  Tam olarak neden bu noktaya geldim bilemiyorum ancak “post-truth” kavramının hakimiyetinin bu seviyede arttığı bir çağda, belli ölçüde nesnelliğin küçük te olsa bir zaferi olarak görmemden kaynaklandığını sezinleyebiliyorum.

Bağlayalım: Alkışlar yürütme kuruluna..

Bu açıdan Kartal Belediyesi Başkanlığı ve Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünü , bu bağlamda geçen yıllar için yarışmaya ilişkin soruları cevaplayan İmoş Hanım’ı, bu yıl için de bu görevi üstlenen Ebru Hanım’ı ve elbette ki vakit ayırarak eserleri okuyan  ve değerlendiren seçici kurulu tebrik ediyorum.

Yarışmanın 3.sünde  , Adem Uçar, Aydın Ergil, Celal Ülgen, Muharrem Semir, Mustafa Köz, Nesim Ovadya İzrail, Rengin Cemiloğlu’dan oluşan yürütme kurulunu tebrik ediyorum. Yukarıda uzun uzun anlattığım sebeplerden dolayı özellikle de yeni bir kategori açarak yarışmayı,  V. Günyol yaşasaydı  isteyeceği bir formata bir adım daha yaklaştırdıkları için.

Ayrıca, yarışmanın 3.sü basında da çok geniş ve kapsamlı  şekilde yer aldı. Bu açıdan da  yarışmanın yürütme kurulunu tebrik ederim. Açık ve net şekilde, yarışma 3 yıl öncesine göre çok ama çok daha bilinir bir hale gelmiştir. Bunun sonucu yarışmaya katılımın artacağı için geniş kitleler için “deneme” alanında eser veren yazarların sesini duyurma ihtimali de yükselmiştir.

Sosyal medyanın körüklediği ve  kökenlerini vahşi kapitalizmin bulvar gazeteciliğinin en üst noktası olan  uluslararası medya şirketlerinin strateji ve taktiklerinden alan “rahatlatan yahut gaza getiren yalan”lara ve bunun bireylere indirgenerek sosyal medya formatına sokulmuş haline  karşı duruşta önemli bir yer tutan deneme alanında bu yarışmayı bize hediye eden yürütme kurulunu tebrik etmek gerekir.

 Dedim ya en baştan, alkışlar yürütme kuruluna.

Bir çağdaş sanat eserinin doğuş hikayesi

Ağustos ayı yazımda CI ziyaretçi tahminimi 100 bin olarak vermiş, yeni bir klişenin  seçkin cümlelerde yerini alacağı, Hıncal Uluç’un da ayar düzeyinin artabileceği yönünde tahminde bulunmuştum.

19 Eylül:Açılış galası

19 Eylül’de açılışa gittiğimde ziyaretçi tahminimin çok yukarıda olduğunu bizzat gördüm.  Saat 19:00’da içerisi Perşembe günü öğle saatlerindeki gibiydi. Fuar, açılış galası  stratejisini değiştirmişti. Takvim değişikliğinden sonra bir de bu.  Tahminlerim tutmasın diye mi uğraşıyorlar diye de bir ara düşünmedim değil(!)

Hıncal Uluç ayar verir illa ki diyordum.  İlla fuar hollerinde yeni bir kelime de seçkin cümlelerde yerini alır diye düşünüyordum. Fuar interaktvite konusunda çok iyi bir noktaydı. Herkes gülümsüyor, eğleniyordu. Ben hariç. Zorda olsa, 2-1  kazanırım diyordum.

20 Eylül: 1-0 yenik duruma düşmenin tescili

Açılış gecesi rakamı 11 bin olarak açıklandı. 100 bin tahmini ilk günden oyundan düşmüştü.  En iyi tahmin şu aşamada 70-80 bin aralığı diye düşündüm. Basında da eskisi gibi bir rüzgar yoktu.

21 Eylül: Ah be Kızılmaske yaktın bizi!!

Günlerden Cuma, Hıncal Uluç hala bir şey yazmamış. İzleyici sayısı 80 bini bulursa öp başına koy.  Dışarıya koymuşlar devasa bir kurukafa… Aklıma kızılmaskenin mağarası geldi.  İyi güzel. Ama insanlar da huylanıyor. Şimdi bana niye 10 kaplan gücündesin mesajı veriliyor, içeride 11 kaplan beni mi bekliyor sorusu akıllarda beliriyor…

İnsanlar korkuyor. Kurukafayı gören dışarıya bunu koydularsa içerde  Allah bilir neler var, bunlar ayin ”felan” da yapar diye endişe ediyor. Girmek bir yana hızlı adımlarla uzaklaşıyor.

Bunla bitse iyi. Instagram fenomenleri için, fuara girmeye gerek kalmamış durumda.  Instagram fenomeni, giyinmiş süslenmiş geliyor. Kurukafa ile 20-30 özçekim yapıp gidiyor. Yani içeri girmiyor. Canına minnet. “Instagramcının” derdi fuarı mı gezmek? Hayır.. Öyle bir derdi hiç olmadı ki zaten. En az 10 bin ziyaretçi de ordan gitti. Açılışta 15 bin zaten eksikti. Korkan çekinen de 5 bin  desen, 70-75  bin ziyaretçi harika bir sayı olur. Kısacası kurukafa fuara gol üstüne gol atıyor.

Yahu kurukafayı nerede görürüz. Trafoların üstünde. Toksik zehirli şeylerin üstünde.  Fuar girişine devasa kurukafa koymayı akıl eden kimse belli ki tahminlerim tutmasın diye çalışan grubun içinde(!)

Ya dedim bari ben bir şeyler yazayım. “Contemporary İstanbul ’18’de yapılması zorunlu 6  hareket” başlıklı yazımda özetle..Fuar harika. Eğlence gırla. İçeride korku filmi yok demeye getirdim. Instagram fenomenleri için de “story” mekanı esas içerisi  mesajının altını çizdim . Kendimi aştım,  afrodizyak niyetine fuar bile dedim üstü kapalı…Gecenin körüne kadar yazdım, her yerden yazımı servis etmeye başladım.

DSC05056

Contemporary İstanbul ’18’de yapılması zorunlu 6  hareket den 5.cisi Gandalf ile Isengard hatırası!

22 Eylül: Fark 2’ye çıktı

Hıncal Uluç  nihayet fuar hakkında yazdı. Sevinçle yazıyı okumaya başladım. Okudukça yüzüm düştü. Eleştiri adına bir şey yoktu. Herhalde kurukafadan insanların korktuğunu anladı ki  kurukafaya bir sürü anlamlar yükledi aldı işi Stefan Hawking’lere, quantum fiziğine bağladı. Nuhun gemisi dedi.

Nuh dedi, tahta demedi! Nuhun gemisinde tahta olmaz mı.. Bunu bile göremedi mi yahu. Yani ofsayta rağmen devam dedi. Eleştiri bir yana, dolaylı da olsa fuara destek atıyordu.  Nerde kaldı panayırlar, sanatsal kaoslar, fuara gitmemler..(1)

Ziyaretçi tahmininden sonra, buradan da bir şey çıkmayacağı belli oldu. 2-0 yeniktim. Bir şeref golü gerekiyordu(!) Cumartesi yazımı çaresizce oraya buraya gönderiyordum. Kimi görsem fuara gidin diyordum, süper diyordum.  Ya abi fuar ben olmuşum diyen mi istersin, benim hayatım fuar diyen mi istersin, senin yazı ile fuarı gezmiş kadar olduk mu diyen istersin…  İstanbul yazdan kalma son hafta sonunun keyfini çıkarmaya kararlıydı..

KETENPERERİ

 “Ke_ten-pe_re-ri” –TÜYB-197X532-2018-Ali Balkan

23 Eylül:90.Dakika golü

Pazar günü. Trafikten kaçış yoktu.Hafta sonu keyfi yapma konusunda İstanbul kararlıydı. Bu konuda toplumda kutuplaşma değil. Hiç görülmemiş şekilde mutabakat vardı. 16:00’da fuara varabildik. Bilet kuyrukları almış yürümüştü. Fotoğrafları çekmesi için kompozisyon ve doğaçlama açısından oldukça başarılı bulduğum Melis Baş  da rica minnet benimle  gelmişti. Girişte fotoğrafçı için bilet gerek dediler. Hay hay dedim.  Kendime şaşırdım. Bir tarafta nasıl olur böyle bir şey demek, diğer yanda kuyrukları da görünce ya 99.999’da kalırsa filan diye düşünmek. Çaktırmadan bir bilet aldım.  Dedim işte yanlış anlaşma olmuş, düzelttiler. Neyse içeri girdik, açık ve net söyleyim, belki de son 5-6 yılın en kalabalık kapanış günü buydu.  İş çıkış saati metrobüs kalabalığı vardı fuarda.

Son bir umut fuar koridorlarında sanatseverlerin diyalologlarına kulak kesildim. Klişe bile kullanan yok. Herkes fotograf çekme ve sosyal medyada paylaşma yarışında. Aynaların önünde zihninde makyaj provası yapanı bile gördüm(!) 2 saate yakın fotoğraf çekimi ve fuar ziyaretinden sonra dışarı çıktık.  Ümitlerim bitmiş. Tahminler tutmamış.  Umutlar sonraki fuara kalmıştı.

Bir haftada 200 bin adım atmışım. Artık uykusuz ve bitkindim. Açık hava tiyatrosu tarafındaki kafede Melis’in çektiği fotoğraflara bakıyor, kahve içiyorduk, laflıyorduk.  Fuar güzeldi ama tahminler tutmadı derken, -konuşmak bile zül geliyordu o esna da- dil  sürçmesi ile ketenporari kelimesini kullandım. Ve ardından ketenpereri ve ardından ketenpereli kelimelerine ulaştım.  Bilinçaltım 3-0’a razı olmamıştı. Seçkin cümlelerde o  yeni kelimeyi kullanacak olan kişi benmişim meğersem.  Yenilen 2 gol ne kadar beklenmedik ise attığım  tek gol de o kadar beklenmedik oldu.

***

Son yılların en keyifli CI fuarı haftası da böylece bitti. Fuar yöneticileri Ali Güreli ve Rabia Güreli başta olmak üzere tüm çalışanlarını bu harika organizasyondan dolayı kutlamak, tebrik etmek gerekir.  

Tahminlerim tutmasın diye çalışan gruba gelince(!) Bu eserlerimin onlara ve elbette bu işleri başımıza açan pisuarı kırılasıca  Marcel Duchamp’a (2) kapak olması dileği ile(!)

 

 

Not: “Ketenpereri” isimli işimin ebadı küçük geldi. Salonuma bile çok rahat sığıyor.  O yüzden bu eseri satışa çıkardım.5 metreye 15 metrelik bir tualde çalışacağım(!)

Not 2: Şaka bir yana, izaha muhtaç spekülatif kur atağının yaşandığı bir dönemde 74 bin ziyaretçi sayısı gerek fuar yönetiminin başarısını gerekse sanatseverin fuarı ne denli benimsendiğini kanıtlamaktadır.

Not 3: Bu yazıdan CI fuarını eleştirdiğim gibi bir sonuç çıkarmaya çalışacaklara eski yazılarımı okumalarını tavsiye ederim. CI fuarını zaten önemser ve beğenirdim, bu sene daha da sevdim.

(1) Hıncal Uluç’un geçmiş fuar değerlendirmelerine ilişkin linkler:

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2017/09/19/contemporary-istanbul-ya-da-sanatsal-kaos
http://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2015/11/14/sanat-degil-satis-olmus-amac
http://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2015/09/16/fuar-degil-panayir
http://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2014/11/15/dolu-degil-doldurulmus-fuar

(2) M.Duchamp konusunda en matrak makalelerden biri olan Ekrem Kahraman’ın yazısını okumanızı tavsiye ederim.

http://www.aydinlikgazete.com/bati-sanatinin-kulturel-hezeyanlari-2-makale,61929.html