Bir çağdaş sanat eserinin doğuş hikayesi

Ağustos ayı yazımda CI ziyaretçi tahminimi 100 bin olarak vermiş, yeni bir klişenin  seçkin cümlelerde yerini alacağı, Hıncal Uluç’un da ayar düzeyinin artabileceği yönünde tahminde bulunmuştum.

19 Eylül:Açılış galası

19 Eylül’de açılışa gittiğimde ziyaretçi tahminimin çok yukarıda olduğunu bizzat gördüm.  Saat 19:00’da içerisi Perşembe günü öğle saatlerindeki gibiydi. Fuar, açılış galası  stratejisini değiştirmişti. Takvim değişikliğinden sonra bir de bu.  Tahminlerim tutmasın diye mi uğraşıyorlar diye de bir ara düşünmedim değil(!)

Hıncal Uluç ayar verir illa ki diyordum.  İlla fuar hollerinde yeni bir kelime de seçkin cümlelerde yerini alır diye düşünüyordum. Fuar interaktvite konusunda çok iyi bir noktaydı. Herkes gülümsüyor, eğleniyordu. Ben hariç. Zorda olsa, 2-1  kazanırım diyordum.

20 Eylül: 1-0 yenik duruma düşmenin tescili

Açılış gecesi rakamı 11 bin olarak açıklandı. 100 bin tahmini ilk günden oyundan düşmüştü.  En iyi tahmin şu aşamada 70-80 bin aralığı diye düşündüm. Basında da eskisi gibi bir rüzgar yoktu.

21 Eylül: Ah be Kızılmaske yaktın bizi!!

Günlerden Cuma, Hıncal Uluç hala bir şey yazmamış. İzleyici sayısı 80 bini bulursa öp başına koy.  Dışarıya koymuşlar devasa bir kurukafa… Aklıma kızılmaskenin mağarası geldi.  İyi güzel. Ama insanlar da huylanıyor. Şimdi bana niye 10 kaplan gücündesin mesajı veriliyor, içeride 11 kaplan beni mi bekliyor sorusu akıllarda beliriyor…

İnsanlar korkuyor. Kurukafayı gören dışarıya bunu koydularsa içerde  Allah bilir neler var, bunlar ayin ”felan” da yapar diye endişe ediyor. Girmek bir yana hızlı adımlarla uzaklaşıyor.

Bunla bitse iyi. Instagram fenomenleri için, fuara girmeye gerek kalmamış durumda.  Instagram fenomeni, giyinmiş süslenmiş geliyor. Kurukafa ile 20-30 özçekim yapıp gidiyor. Yani içeri girmiyor. Canına minnet. “Instagramcının” derdi fuarı mı gezmek? Hayır.. Öyle bir derdi hiç olmadı ki zaten. En az 10 bin ziyaretçi de ordan gitti. Açılışta 15 bin zaten eksikti. Korkan çekinen de 5 bin  desen, 70-75  bin ziyaretçi harika bir sayı olur. Kısacası kurukafa fuara gol üstüne gol atıyor.

Yahu kurukafayı nerede görürüz. Trafoların üstünde. Toksik zehirli şeylerin üstünde.  Fuar girişine devasa kurukafa koymayı akıl eden kimse belli ki tahminlerim tutmasın diye çalışan grubun içinde(!)

Ya dedim bari ben bir şeyler yazayım. “Contemporary İstanbul ’18’de yapılması zorunlu 6  hareket” başlıklı yazımda özetle..Fuar harika. Eğlence gırla. İçeride korku filmi yok demeye getirdim. Instagram fenomenleri için de “story” mekanı esas içerisi  mesajının altını çizdim . Kendimi aştım,  afrodizyak niyetine fuar bile dedim üstü kapalı…Gecenin körüne kadar yazdım, her yerden yazımı servis etmeye başladım.

DSC05056

Contemporary İstanbul ’18’de yapılması zorunlu 6  hareket den 5.cisi Gandalf ile Isengard hatırası!

22 Eylül: Fark 2’ye çıktı

Hıncal Uluç  nihayet fuar hakkında yazdı. Sevinçle yazıyı okumaya başladım. Okudukça yüzüm düştü. Eleştiri adına bir şey yoktu. Herhalde kurukafadan insanların korktuğunu anladı ki  kurukafaya bir sürü anlamlar yükledi aldı işi Stefan Hawking’lere, quantum fiziğine bağladı. Nuhun gemisi dedi.

Nuh dedi, tahta demedi! Nuhun gemisinde tahta olmaz mı.. Bunu bile göremedi mi yahu. Yani ofsayta rağmen devam dedi. Eleştiri bir yana, dolaylı da olsa fuara destek atıyordu.  Nerde kaldı panayırlar, sanatsal kaoslar, fuara gitmemler..(1)

Ziyaretçi tahmininden sonra, buradan da bir şey çıkmayacağı belli oldu. 2-0 yeniktim. Bir şeref golü gerekiyordu(!) Cumartesi yazımı çaresizce oraya buraya gönderiyordum. Kimi görsem fuara gidin diyordum, süper diyordum.  Ya abi fuar ben olmuşum diyen mi istersin, benim hayatım fuar diyen mi istersin, senin yazı ile fuarı gezmiş kadar olduk mu diyen istersin…  İstanbul yazdan kalma son hafta sonunun keyfini çıkarmaya kararlıydı..

KETENPERERİ

 “Ke_ten-pe_re-ri” –TÜYB-197X532-2018-Ali Balkan

23 Eylül:90.Dakika golü

Pazar günü. Trafikten kaçış yoktu.Hafta sonu keyfi yapma konusunda İstanbul kararlıydı. Bu konuda toplumda kutuplaşma değil. Hiç görülmemiş şekilde mutabakat vardı. 16:00’da fuara varabildik. Bilet kuyrukları almış yürümüştü. Fotoğrafları çekmesi için kompozisyon ve doğaçlama açısından oldukça başarılı bulduğum Melis Baş  da rica minnet benimle  gelmişti. Girişte fotoğrafçı için bilet gerek dediler. Hay hay dedim.  Kendime şaşırdım. Bir tarafta nasıl olur böyle bir şey demek, diğer yanda kuyrukları da görünce ya 99.999’da kalırsa filan diye düşünmek. Çaktırmadan bir bilet aldım.  Dedim işte yanlış anlaşma olmuş, düzelttiler. Neyse içeri girdik, açık ve net söyleyim, belki de son 5-6 yılın en kalabalık kapanış günü buydu.  İş çıkış saati metrobüs kalabalığı vardı fuarda.

Son bir umut fuar koridorlarında sanatseverlerin diyalologlarına kulak kesildim. Klişe bile kullanan yok. Herkes fotograf çekme ve sosyal medyada paylaşma yarışında. Aynaların önünde zihninde makyaj provası yapanı bile gördüm(!) 2 saate yakın fotoğraf çekimi ve fuar ziyaretinden sonra dışarı çıktık.  Ümitlerim bitmiş. Tahminler tutmamış.  Umutlar sonraki fuara kalmıştı.

Bir haftada 200 bin adım atmışım. Artık uykusuz ve bitkindim. Açık hava tiyatrosu tarafındaki kafede Melis’in çektiği fotoğraflara bakıyor, kahve içiyorduk, laflıyorduk.  Fuar güzeldi ama tahminler tutmadı derken, -konuşmak bile zül geliyordu o esna da- dil  sürçmesi ile ketenporari kelimesini kullandım. Ve ardından ketenpereri ve ardından ketenpereli kelimelerine ulaştım.  Bilinçaltım 3-0’a razı olmamıştı. Seçkin cümlelerde o  yeni kelimeyi kullanacak olan kişi benmişim meğersem.  Yenilen 2 gol ne kadar beklenmedik ise attığım  tek gol de o kadar beklenmedik oldu.

***

Son yılların en keyifli CI fuarı haftası da böylece bitti. Fuar yöneticileri Ali Güreli ve Rabia Güreli başta olmak üzere tüm çalışanlarını bu harika organizasyondan dolayı kutlamak, tebrik etmek gerekir.  

Tahminlerim tutmasın diye çalışan gruba gelince(!) Bu eserlerimin onlara ve elbette bu işleri başımıza açan pisuarı kırılasıca  Marcel Duchamp’a (2) kapak olması dileği ile(!)

 

 

Not: “Ketenpereri” isimli işimin ebadı küçük geldi. Salonuma bile çok rahat sığıyor.  O yüzden bu eseri satışa çıkardım.5 metreye 15 metrelik bir tualde çalışacağım(!)

Not 2: Şaka bir yana, izaha muhtaç spekülatif kur atağının yaşandığı bir dönemde 74 bin ziyaretçi sayısı gerek fuar yönetiminin başarısını gerekse sanatseverin fuarı ne denli benimsendiğini kanıtlamaktadır.

Not 3: Bu yazıdan CI fuarını eleştirdiğim gibi bir sonuç çıkarmaya çalışacaklara eski yazılarımı okumalarını tavsiye ederim. CI fuarını zaten önemser ve beğenirdim, bu sene daha da sevdim.

(1) Hıncal Uluç’un geçmiş fuar değerlendirmelerine ilişkin linkler:

https://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2017/09/19/contemporary-istanbul-ya-da-sanatsal-kaos
http://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2015/11/14/sanat-degil-satis-olmus-amac
http://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2015/09/16/fuar-degil-panayir
http://www.sabah.com.tr/yazarlar/uluc/2014/11/15/dolu-degil-doldurulmus-fuar

(2) M.Duchamp konusunda en matrak makalelerden biri olan Ekrem Kahraman’ın yazısını okumanızı tavsiye ederim.

http://www.aydinlikgazete.com/bati-sanatinin-kulturel-hezeyanlari-2-makale,61929.html

 

 

 

Advertisements

Contemporary İstanbul’18 de yapılması zorunlu 6 hareket | Ali Balkan

1-Fuar girişindeki kurukafa enstelasyonuna bakarken  Zagor muydu? Mandareki miydi  gibi yanlış cevapları düşünmenin sorunsalını yaşamak.

Aha ben bu kurukafayı hatırlıyorum. Zagor muydu Mandreki mi? Yok. Galiba Zagor filan derken,  Tommiks’e kadar uzanan bir liste canlanıyor aklınızda. Cevabı baştan vereyim :   Kızılmaske. Burada verilen dolaylı mesaj şu: “ Benim için fuarda on kaplan gücünde derler” gazını baştan vermek.. Pazar günü 20-30 bin kişi gelirse şaşmam. Ve bu gaz lazım.

Kızılmaske Cilt 1, Büyülü Çizgi Roman, 2017

 

2-Fuar girişinde İ8 ile selfie kaçmaz!

Pentium İ7’den mi hızlı bu? Çok ta güzelmiş. Kapılar da süper 70’lerden kalma.  Gerçekten de her bakanın dibi düştüğü, sanat eseri olarak kabul etmemiz gereken bir eser sergilenmiş.Çok etkileyici bir tasarım yapmışlar.   Tebrik etmek gerekir. Yalnız  renk olmamış, olamamış(!) Çok renkli tada girilecekse illa , sarı siyah  Bruce Lee modu daha iyi olabilirdi. O vintage kapılara cuk otururdu. Bir Bumblebee tadı var bu renk kompozisyonunda  o ayrı.

i8 ile

i8 ile birlikte eski roadster pilotluğu günlerimi yad ederken:)))  Fotoğraf: Melis Baş

 

3- 2018 Frida yılı mı ne?  Beykoz kafası!

Bu capsle olay zıvanadan çıkmıştı(!)

 

Fuar da haliyle Nişantaşı kafası. Eşinizi, sevgilinizi kesin o standa götürün!  Fotoğrafını çekin.   Beykoz’daysan görüşelim moduna girmek kaçınılmaz(!)

 

4-Herkül  ile selfie 

Bu fuarın kaçınılmazı gibi bir şey oldu. Selfie’niz herkül’ün instagram sayfasında da çıkıyor.

 

5-Gandalf’la  beleş selfie  kaçmaz!

Açık ve net söyleyim, Mahmutpaşa Yokuşunda olaydı bu heykel, üstünde fotoğraf çektirmek  için  en az  1 Euro yazardı.  Fırsatı kaçırmayın foto albümünüze selfinizi beleşten ekleyin. Lokasyona da Isengard yazın da  inandırıcılığı olsun!!!

DSC05056

Gandalf ile Isengard’da:)) Fotoğraf: Melis Baş

 

6- Ben de Matrix oldum! … Ey yapay zeka… Rakibin benim! Bak ekran bana tepki veriyor(!)

Psişik güçlerim çok arttı, artık… Ey yapay zeka… Rakibin benim! Yaz köşeye!!! Demek isteyen haykırmak isteyen için muhteşem bölüm burası.

Ekranda eğlence gırla.  İnteraktif filan. Çok caf caflı.

Instagramda hikayenin her türlü gideri var.

Sonuç:  Contemporary İstanbul Fuarı sanat piyasasındaki daralma göz önüne alındığında inanılmaz şekilde iyi.  Beklentilerimin çok ötesinde.  Gidip gezmek gerekir. 

 

2018-2019 SANAT SEZONU BAŞLARKEN | Bosphorus Arts Newspaper | Sayı 135 | Ali Balkan

Geçen ayki yazımda,  en az maliyet ve zaman ile netice alınabilecek projelere “pareto” prensibi çevresinde ile değinmiştim.  Zaten dizi ihraç eden, niçin  güzel sanatlar ihraç edemesin diye sormuştum. Bu ay,  “ihracat”, “cari açığı kapatma” önceliklerinin altı çizildiği için  ve son gelişmeler çerçevesinde izaha muhtaç  spekülatif atağın oluşturduğu zor koşullar altında güzel sanatlar dünyası için fırsat nerede olabilir onu düşünüm. Gelişmelere olumsuz yandan bakmak istemeyen bir iyimser olarak , 2 yeni öneri getirmek istiyorum

ÖNERİ 1: Katar ile güzel sanatlar alanında  Kazan-Kazan-Kazan-Kazan-Kazan-Kazan  (Win-win-win-win-win-win) Projesi  

Geçtiğimiz ayda öyle gelişmeler oldu ki takip etmek güçtü.  Ancak, tüm bu gelişmelerden güzel sanatlar için fırsat ne olabilir diye uzun uzun düşündüm.    Bunları geçen ayki yazım ve önceki yazılarımda ileri sürdürdüğüm önerilerimi  biraz daha geliştirdim. Harmanladım.  Spekülatif atak esnasında gerek destek mesajları, gerekse yatırım anlamında en öne çıkan ülke Katar oldu. 35 milyar dolarlık yatırım kararı aldı. İşi lafta da bırakmadı,  3.5 milyar dolar karşılığı tutar milli paralar cinsinden “swap”(değiş tokuş) gerçekleşti.

Katar, 2 tabloya yarım milyar dolardan fazla yatırım yapan dünyadaki tek ülkedir

Katar dediğimizde aklıma gelen diğer bir hususta  güzel sanatlarda 2 tabloya yarım milyar dolardan fazla para yatıran dünyadaki tek ülke olması. (Gauguin’in “Nafea Faa Ipoipo” ve  Cezanne’ın ‘İskambil Oynayanlar’ eserleri).  Yani güzel sanat eserlerine ve tuval resmine önemli bir ilgi mevcut. Türkiye’de de bu yönde oldukça nitelikli arz mevcut. Türkiye’de kanımca güzel sanat eserlerinin fiyatları,  döviz kurlarının aşırı yükselmesi ile birlikte, yabancı koleksiyoner için daha  da cazip hale gelmiş oldu:

Yani arz ve talep mevcut. Ayrıca koleksiyoner için fırsat da mevcut.

Katarlı koleksiyonerler ve Katar Müzeleri,  Katar Havayolları, El Cezire Televizyon kanalı, QNB Finans Bank, Abank birlikte bir sanat fonu kurabilir, bu sanat fonu kendine bağımsız uzman danışmanlarla Türkiye’den, Türk sanatçılardan güzel sanat eserleri alabilir. Bu fon bir koleksiyoner gibi, dünyadaki çeşitli büyük fuar ve müzelerde sergiler açabilir. İmkan var ise,  Doha’da , İstanbul’da bu koleksiyona daimi bir sergi alanı tahsis edilebilir. Ayrıca hep derim, resim depoda değil duvarda durmalı diye, QNB Finansbank ve Abank Genel Müdürlükleri ve şubelerinde sanat eserleri rotasyon ile sergilenebilir. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki önemli sanat fuarlarına koleksiyoner sergisi formatında katılabilir.  Eserlerin “provanance” anlamında güçlü bir noktaya erişeceğini de düşünmek gerekir.Proje iyi düşünülürse koleksiyonerler için büyük bir prestijin yanı sıra çok iyi getiri sağlayabilir. Böyle bir proje uygulanır ise her paydaş kazanır ve çok fazla proje paydaşı vardır. Sanatçılara da üretmek için moral gelir.Özetle sanatçı da, koleksiyoner de, sponsor da,  Doha’da, İstanbul’da ve Türkiye-Katar kültürel ilişkileri de böyle bir projeden kazançlı çıkabilir.

 Böyle bir girişim yapılır ve ya fon kurulursa aşağıdakiler de önemlidir:

Sanat eseri alımına karar verenlerin bağımsız olması gerekir. Kolaycılık yapıp, galeri ya da müzayede evlerinin elindekileri almak ya da onları seçici hale getirmek, alımları müzayedelerden yapmak projenin ruhuna aykırı olur. Elbette ki koleksiyoner bakış açısı ile eser satın alacaklardır da  amaç daha objektif bir seçim yolu izlemek  kendi menfaatlerine olur.

Eser alımında ağırlık yaşayan ve üreten sanatçılara verilmelidir ki, satılan eserlerin yerine yenileri gelebilsin, sanatçı üretmeye devam etsin, şevke gelsin.

Fona sanatçıların online başvuru yapabilmelerine imkan tanınmalı, seçici kurul bunları incelediği gibi, gerekirse stüdyo gezerek, sergi, fuar gezerek araştırmalarını yapmalıdır.

ÖNERİ 2: Boya firmaları  güzel sanatlar segmentine yönelik boya üretebilir

Sanatsal boya sektörü, yerli boya firmaları için karlı olabilir.  Zira sanatsal üretime yönelik boyalarda , verniklerde katma değer yüksektir.   Ancak toptan ithalat yapıp bunu paketleme şeklindeki değil,  ar-ge ile sanatçılar ile ortak çalışmalar yaparak güzel  ürün serileri  çıkarmak ardından da seri üretim ile bunu iç pazara sunarak,  tanıtım çalışması da yaparak, bunu uluslararası bir marka haline getirmek hedeflenebilir.  Önemli yerli bir boya üretici firmasının daha geçtiğimiz günlerde “Ecolabel” aldığı düşünülürse,  yine “Ecolabel” a sahip sanatsal akrilik boya serisi çıkarılsa belli mi olur, hem genç nesillerin sağlığına faydalı olur hem de cari açığın kapanması yönünde bir adım atılmış olur.

 

Rabia-Bakici-Gureli-Ali-Gureli-3 (1)

Contemporary  İstanbul yönetim kurulu başkan  yardımcısı Rabia  Bakıcı Güreli ve  yönetim kurulu başkanı Ali Güreli

Yüksek gelir grubundan turistleri  ülkemize çekmek için güzel sanatlar çok faydalı ve etkilidir

Kültür ve Turizm Bakanı Sn.Ersoy,  bayram tatili esnasında,  fırsatçı turistik işletmeleri engelleneceği, 5 yıl içinde ortalama turist başı harcamanın %80 oranında arttırılması hedeflendiğini belirtti.  Bu açıdan, yüksek gelir grubundan turisti ülkemize çekmek için güzel sanatlar çok faydalı olabileceğini tekrarlamak gerekir. Geçen ayki yazımda getirdiğim önerilerde yer alan  yurtdışı sanat fuarlarına büyük katılımlar, yurtiçi uluslar arası çağdaş sanat fuarlarını bir turistik atraksiyon olarak da düşünerek desteklemek, Türkiye tanıtım gemisi, İstanbul’un dev bir sanat sergisine  dönüşmesi gibi projelerin bu yönde çok etkili olabileceğini tahmin ediyorum.

Bence,   turizm-sanat kesişmesinin özellikle şehir turizminde daha faydalı olduğunu da düşünmek gerekir.  Yani deniz kum güneş turizminde sanat talebinden çok “attraksiyon animasyon” (!) talebinin ağır bastığını düşünmek gerekir. Şehir turizminde de tartışmasız olarak en tepedeki il ,İstanbul’dur. Bu yüzden kültür-sanat ve turizm’in bileşkesinde en verimli projelerin hızla sonuç alınabilmesi için kaynakların ağırlıklı olarak İstanbul’da kullanılması gerekir diye düşünüyorum.

20-22 Eylül  tarihleri  arasında sanat sezonu açılıyor: Contemporary  İstanbul 2018

Benim fuar hakkında merak ettiğim  3 konu  var: Birincisi ziyaretçi sayısı. (Tahminim 90 binin üstünde) Merak ettiğim acaba 100 bini aşar mı?. İkincisi  her sezon fuar eleştirileri iki-üç tık artan Hıncal Uluç’un fuar hakkındaki eleştirileri hangi noktaya ulaşacak(!)   Üçüncüsü de ziyaretçilerin fuarı gezerken fuar  hakkındaki değerlendirmelerindeki artık klişe halini almış cümlelerine yeni bir kelime eklenecek mi? Sanat sezonu isimli yazımda yazmıştım ya,   “sanat sezonunu sabırla bekleyen kelimeler seçkin cümlelerde yerini alacaktır” diye.  Bakalım 2018-2019 sanat sezonunda  cümlelere yeni kelime girişleri olacak mı(!) (1)  Contemporary İstanbul  yönetimi ve organizasyonda emeği geçen herkese, fuarın başarılı bir şekilde geçmesi dileklerimi de ilettikten sonra bağlayalım.

Sonuç:

2018-2019 sanat sezonu açılıyor. Çok uzun zamandır daralma eğiliminde olan yerli sanat piyasasının yükseliş eğilimine girmesi, sanata , müzelere,  fuarlara ve sergilere, sanatseverlerin ilgisinin  artması temennilerimi  tekrarlayayım. Güzel sanatların da “yeni  ekonomi yaklaşımında” altı çizilen  “cari açığı kapatma” yönünde  ihraç edilmesi halinde doğrudan; turizm  tanıtım faaliyetlerinde ve turistik ürünlerde,  sanat ve turizmin iyi bir şekilde harmanlanması halinde ise, dolaylı olarak çok önemli olumlu etkiler sağlayabileceğini de belirtmiş olayım.

 

 

 

(1) Yazının tamamı için https://ressamalibalkan.wordpress.com/2016/11/01/sanat-sezonu/

“SANAT SEZONUNUNUNUN OLMAZSA OLMAZLARI

SANAT SEZONUNU SABIRLA BEKLEYEN KELİMELER SEÇKİN CÜMLELERDE YERİNİ ALACAKTIR

Sanat sezonunun başlaması ile beraber bir çok ortamda klişe sözler çok fazla kullanılmaya başlar. Nedir bunlar?

Bunu bende yaparım….Yığmışlar resimleri nerde bu espas…Ticarete dökmüşler…Kendini tekrar etmiş. Abi bunu hangi kafayla yapmış?.. Çok iyi yakalamış ya…Ben klasik seviyorum…Bunların liste başı ise tartışmasız “eline yüreğine sağlık”tır.

Kotarmak kelimesi de tavan yapacaktır. Proje, tasarım, konsept ,dahi, sade, özgün, muhteşem, efsane, naif, keyifli, bağlam, modern, post modern, süje kelimeleri de seçkin cümlelerde yerini alacaktır.

POLEMİKSİZ SANAT SEZONU ÇERÇEVELİ TUVAL GİBİDİR

Sanat sezonunda polemik şart. Geçen sene Banksy sergisinin giriş ücreti üzerine yaşanan polemik vardı.  “Türkiye’de ressam yok” vardı. Son yılların en büyük polemiği “boş çerçeve üzerinden” yaşandı.  Herkes tartışmaya dahil oldu. “Oturak” tartışması vardı. O da ilginçti.Bakalım bu sene polemik nereden çıkacak?

REKORSUZ SANAT SEZONU,  SEKTÖREL FUARDA SEKTÖRÜN LİDERİ OLMAYAN ŞİRKET GİBİDİR

Rekor şart, olmazsa olmazıdır sanat sezonunun. Sonbaharda fuar ziyaretçi sayıları genellikle rekor kırar. Ancak iş müzayede sonuçlarına geldiğinde iş değişir. Müzayede enteresan bir şey. Hangi eserlerin müzayedeye katıldığı, ekonominin durumu önemli olmakla beraber sanat sezonunda ilginç bir şey yaşanır. Sürekli bir rekor kırılır. İhtisas fuarına gidin bir tek sektörün katıldığı;  der ya her katılımcı biz sektör lideriyiz. Hesap ta bu.  Toplam satış rekoru kırılır. Sanatçının en pahalı eseri satılır. Çok fazla eser satılır. Rekor bir şekilde kırılır.

İSTANBUL FUARLARINDA GÖZLEMLENEN İSTİSNAİ BİR YEME-İÇME OLAYI

Esasında sanat sezonunun temel noktalarından birisi de sanatsal faaliyeti takip eden yeme –içme olayıdır. Ancak İstanbul fuarlarında çok farklı bir yeme içme olayı gözlenir.  Gerek Artist gerek Contempoary’nin girişinde sizi sanat ziyafetinden önce muhteşem köfte, sucuk kokuları ile dürümcüler karşılar.  Karnı  aç olan, bırakın sanat üretmeyi tüketebilir mi ki anlayışı ile dürümcüler konuyu sahiplenerek sanatı, sanatçıyı ve sanatseverleri desteklemektedir. Sanatseverlerin uzun ve yorucu geçecek fuar yolculuklarında, kafede yer bulma şanslarının zaten olmadığı, uzun restoran kuyrukları da göz önüne alındığında yeme içme  imkanının pratikte bulunmadığının da altının çizilmesi gerekir.”

 

Kültür ve Turizm Bakanı Sn. Mehmet Nuri Ersoy’a açık mektup | Bosphorus Arts Newspaper | Sayı 134 | Ali Balkan

Yeni Kültür bakanımızı kutlayarak, bakanlık döneminin de başarılı geçmesi dileyerek yıllardır getirdiğim önerilerin özetini  kendisine de yapmak amacıyla bu yazıyı kaleme aldım ve yazının kısa olmasına da dikkat ettim.

Öncelikle Sn. Mehmet Nuri Ersoy, turizm sektörünün içinden gelen başarılı bir sektör temsilcisi. Bu yüzden kendisinin ayakları yere basan, maliyeti düşük ve netice alma olasılığı olan çözüm önerileri ile ilgileneceğini düşünmekteyim.Bu yüzden önerilerimi meşhur pareto kuralı 20/80 kuralı da diye de bilinir. çerçevesinde yapmaya çalıştım. Diğer ifade ile, en az maliyet ile eldeki kaynakları etkin kullanarak kısa zamanda sonuç alabilecek öneriler getirmeye çalıştım

ÖNERİ 1: Sanat dünyasını yurt dışı fuarlara açmak gerekli
Dünyadaki ilk 3 sanat fuarını seçin, bunlara Türk sanatçıların, eleştirmenlerin, kuramcıların, sanat tarihçilerinin ses getirecek şekilde katılım yapacağı standlar açın, buna göre belki de fuar içinde mini fuar modeli benzeri bir yapı kurulabilir. Bunun pragmatik getirisi ne olabilir? Bu fuarları gezen kesim zaten tüm ülkelerin peşinde koştuğu en üst gelir turist segmenti. Art Basel’dır, Arco’dur, India Art Fair’dır, Fiac, Frieze’dir.Bunlara bir şekilde katılmak gereklidir.En iyi organizasyonu kim yapabilir derseniz. Sn.Bilgin Aygül(Art Ankara Sanat Fuarı Başkanı), Sn.Ali Güreli (CI sanat fuarı başkanı) aklıma gelen ilk iki isimdir. Böyle bir projenin Türkiye’nin turistik marka imajına büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum. TV dizisi ihraç edebilen bir ülke, güzel sanatlarda da niçin ihracatçı konuma yükselemesin. Satışı bir kenara bıraktım, iyi organize edilmiş katılımlar başlı başına destinasyon değerini artıracaktır. Elbetteki tekil katılımlar olmakta, benim bahsettiğim kurumsal ve ses getirecek, kritik ağırlığa ulaşıp çekim yaratacak seviyedeki fuar katılımları

ÖNERİ 2: Artist, Contemporary Istanbul ve Art Ankara sanat fuarlarını biraz daha fazla destekleyin
Her şehre bir uluslararası sanat fuarı gibi söylemler ayağı yere basmayan söylemler olur. Elimizde 3 fuar var : Artist ve CI, İstanbul’da. Artist, Beylikdüzü’nde olmasına rağmen ziyaretçi sayısı çok yüksek bir fuardır. Art-Ankara’da Ankara sanat hayatına yeni giriş yapmış olmasına rağmen çok ciddi ziyaretçileri sayılarına ulaşmış bir fuar.

Bu fuarlar, tek başlarına destinasyon marka imaj değerine büyük katkı veren, turistik atraksiyonlar olarak düşünülmelidir. Bu üç fuarın yöneticilerinden bizzat size sunum yapmalarını talep etmeniz, birebir görüşmenizin çok faydalı olacağı kanısındayım. Bu fuarlara desteğin artırılması gerektiğini düşünmekteyim.

ÖNERİ 3: Seçilecek Dış hatlar gemisini sergi/sinema/konser kısaca kültür ve turizm tanıtım gemisi olarak donatıp tüm dünya liman şehirlerine gönderilebilir
Çok hesaplı bir tanıtım yöntemi olur. Malumunuz yapılmışlığı da var. Sergi gemisi SS Karadeniz, 1926 senesinde tanıtım faaliyeti için dünyadaki çeşitli liman kentlerini gezmişti. Elbette ki o dönemde sosyal medya yok, turizm sektörü de nerdeyse yok. Sosyal medya ile birleşirse turizme çok büyük katkı yapabilecek bir proje olur.

Düşünsenize, St. Petersburg, Hamburg, Yokohoma, Mumbai, Şangay,Helsinki, Cape Town, Rio de Janeiro ve tüm dünya liman şehirlerinde gezen bir kültür sanat fuarı bir geminin turizm marka değerine yapacağı katkıyı. İçerde Akdeniz, Ege, Marmara, Karadeniz limanlarında destinasyon değerine yapacağı katkıyı. Bu yönde Denizcilik Müsteşarlığı ve İMEAK Deniz Ticaret Odası’ndan öneri getirmesi talep edilebilir. Dış İşleri Bakanlığı Dışişleri Bakanlığı Yurt Dışı Tanıtım ve Kültürel İşler Genel Müdürlüğü ile de bu yönde ortak çalışma yürütülebilir.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, turizmi yayarak fikir önderlerinin hepsini işin için katacak projeleri olduğunu ve yeni kurullar kuracaklarını söyledi.(Kaynak ve fotoğraf:AA)

Öneri 4: İstanbul’u dev bir sergi şehrine dönüştürelim
Açık olan şudur ki, sanat piyasası tüm dünyada gerilemektedir. Bunun aksini söyleyen grafikler olabilir ancak gerçeklik buna karşıttır. Gereken şey Kamu’nun, Vakıfların, Özel sektörden de bankaların başta olmak üzere sanayi ve hizmet şirketlerinin alım yapması ve devletin bu yönde özel sektörü teşvik etmesidir. Bu zaten klasik bir öneri tekrarlamış olayım.

Ancak belirttiğim gibi sanat piyasası daralmakta. Bu durumda destinasyon değerine katkı yapacak şekilde diğer yandan da sanatçıyı da üretmeye motive edecek bir öneri getirmek gerikiyor. Her sanatçı, izleyicisi ile buluşmak, eserlerini sergilemek ister. Bu bir motivasyon kaynağıdır. Diğer yandan sanatla bütünleşen şehrin destinasyon değeri yükselir. O halde,tüm metro istasyonlarını, iskeleleri, otobüs duraklarını, yaya trafiği yüksek alan her türlü alanı sanat galerisine çevirmek hem sanatçı hem de şehrin destinasyon değeri için faydalıdır. Bir yandan İstanbul’u sanat eserleri ile bezeyelim, diğer yandan İstanbul’un verdiği ilham ayrıdır diyelim. Al işte kanıtı da bu resimlerdir diyelim.

Aklıma ilk gelen, Adalar,Fatih, Kadıköy,Beyoğlu, Beşiktaş, Şişli ilçeleri. İlçe kaymakamları ve ilçe Belediyelerinin kültür müdürlüklerinden bu yönde hesaplı bir proje nasıl yapılır öneri talep edilebilir. İBB ve Bakanlık İl Müdürlüğü de bu projeyi koordine edebilir.

Bir de İstanbul’da daimi bir sanat fuarı alanına da ihtiyaç olduğunu görüyor ve sanat piyasası ve destinasyon değeri kesişiminde çok faydalı olacağını düşünüyorum. Bu konuda bir çılgın projem var. Onu da bilahare detaylandırarak paylaşacağım.

ÖNERİ 5: İstanbul’da vapurlarla kıtalararası yolculuk yapana 2-3 TL karşılığı bir sertifaka verilsin
Bu öneri yıllardır dile getirilen bir öneri. Ben de şu şekilde bir ek yaptım. Kaptan ve bir İstanbul sanatçısının da imzası yer alsın bu sertifikada. Bakanlığın amblemi de yer alırsa ne güzel olur. Yerli turistlerin de hoşuna gideceğini tahmin ediyorum. Çeşitli dillerde olabilir. Vapura binerek sertifakaya hak kazanan ister kendi ismini yazar. İsterse hat/ kaligrafi sanatçılarına cuzzi bir para verir, onlar ismi yazar.. Bu Turizmin İstanbul’un adasına modasına da yarar. Destinasyon aidiyeti de oluşturur ki bu çok ama çok önemlidir. Diğer yandan Vapurların, Marmaray entegresyonu sonrası yolcu sayısının düşmesini kaçınılmaz görüyorum, bu yüzden vapurlara destek verilmiş olunur. Nerdeyse maliyetsiz bir projedir. Ek olarak bedava olan şey kıymetsiz algılanıyor, 2-3 TL ücreti olması gerekir.

ÖNERİ 6: Sanat eleştirmenleri, sanat kuramcıları, sanat tarihçileri taltif edilmeli
Bunu en sona bıraktım çünkü çok önemli meselidir. Dünya ekonomisini bir uçağa benzetirsek şu anda türbülanstayız. Oksijen maskeleri düşmüş durumda. O yüzden diyorum ki, sanat eleştirmenleri, kuramcıları öncelikli. Ardından sanatçılar.
Bu uzman insanlar yoksa ya da oldukları halde sözlerini dinleyen yoksa:

• Kültürel işgale daha da açık hale geliriz
• Dünya kültür havuzuna ne kattığınız hakkında bir fikrimiz olmaz.
• Müzayede evlerinin kendi çalıp kendi oynadığı dünya pervasızca devam eder

Temel mesele kendi sanat eleştirmenleri, sanat tarihçileri, sanat kuramcılarına sahip olmaktır. Mümkünse bu insanları dünya çapında öne çıkarmaktır. Önerim basittir,bu yönde uzmanlıkları olanların envanterini çıkartmalı ve onlardan bu yönde öneriler getirilmesi istenilmelidir.

Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünden bir envanter çalışması yapması en çabuk sonuç alınacak yöntem olabilir. Duayen isimlere öncelik verilmesi de kanımca yerinde olur. Tarihçi ve kuramcılar çerçevesinde de güzel sanatlar fakültelerinin sanat tarihi bölümlerinin kürsülerinin öneri getirmesi istenebilir. Benim de önerilerim var biraz uzun onun için dipnotta(1).

Sonuç:Önerilerimi 20/80 pareto kuralı içinde kalarak, ayakları yere basan bir şekilde yapmaya gayret ettim. Önerilerim uygulanırsa başta bir pilot proje ardından da esas projenin uygulanmasının da doğru olacağı kanaatindeyim. Yurtdışı fuar katılımı ve Türkiye Külterel Tanıtım Gemisi dışındaki önerilerim nerdeyse maliyetsiz projeler. Sn.Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’un kültür ve sanat hayatımıza yeni bir ivme katması dileği ile.

 

 

(1) Sanat eleştirmenleri, kuramcıları ve tarihçilerinin desteklenmesine ilişkin önerilerim:
  1. Medyaya düşen rol çok önemlidir. Sadece sanat programları demiyorum. Medya’nın sanat eleştirmenlerine  çok genel konularda da söz hakkı vermesi gerekir. Onlara günümüz terimi ile pozitif ayrımcılık uygulaması gereklidir diye düşünüyorum.
  2. Belediyelerce düzenlenen resim yarışmaları çoktur da sanat eleştirisi, sanat tarihi gibi konularda pek yarışma yoktur. Güzel sanatlar alanında eleştiri, kuram geliştirme, sanat tarihi gibi başlıklarla açılacak ödüllü yarışmaların  çok faydalı olacağı açıktır.
  3. Sanat fuarlarının da eleştirmenlere- ister beğensin, ister beğenmesin-  bir ölçüde desteklemesi gerekir. Ne yapılabilir? Panellerde yer verebilirler, ödüller verebilirler, fuar hakkındaki yorumlarının medyada yer almasına olanak sağlayabilirler. Eleştirmenlerin seslerinin medyada duyulmasını sağlayabilirler. Olumsuz eleştiriden korkmamak gerekir, aksine emin olun ne kadar sert eleştiri gelirse , fuara ilgi daha da artar.
  4. Yayın evlerine düşen rol de  önemlidir.Yani sanat eleştirisine yönelik kitapların basım ve dağıtımına az da olsa öncelik vermeleri yerindedir. Bu konuda belediyeler, belediye gazeteleri ve yayınevlerinin ortaklaşa çalışması, medyanın da destek vermesi gerekir.
  5. Kültür Bakanlığı’nın da destek açısından  sanat eleştirmenlerinin makale ve kitaplarının sesli kitap haline getirilmesinin desteklenmesi, sanat alanındaki belgesellerde sanat eleştirmenlerinin yer almasının özendirilmesi, belli bir noktaya gelmiş eleştirmenler ile yıllık toplantılar yaparak hem geçen yılı değerlendirmesi, hem de gelecek yıl için bir vizyon turu atması ilk aklıma gelenler.
  6. Kosgeb’in de yurtdışı fuar desteklerinde galeriler  ile beraber eleştirmenlerimiz için de destek uygulaması da düşünülebiir.
  7. Ayrıca müzelerin giderek sanat fuarlarının da  eleştirmen eşliğinde turların düzenlenmesi konusunda da adım atmaları, organizasyon yapmaları, gelir paylaşım modeli oluşturmaları da çok yerinde olacaktır.

Not: Öne çıkan görsel: “Tip 9” 60X120 TÜYB Ali Balkan 2009

 

ART ANKARA ÇAĞDAŞ SANAT FUARINA GİTMEK İÇİN 3 NEDEN

Art Ankara benim için çok önemli bir fuar. Zaman zaman üzerine yazılar yazdığım, bazen de yazılarımda ziyaretçi sayısı hakkında tahminler yaptığım bir fuar. Art Ankara’yı çok önemli bulmamın sebepleri bir hayli fazla. Fuarın,   içten, sahici, çeviri olmayan duruşu zaten tek başına yeter. 

Fuarın mimarı, fuar başkanı Bilgin Aygül ile bir röportaj gerçekleştirip,  “ sahici, içten ve özgün” nitelikler taşıyan Art Ankara fuarı nasıl oldu da 3.yılında bu  seviyede üst düzey bir noktaya erişti bunun altyapısını anlamaya çalıştım. Diğer yandan da Art Ankara’nın 4.sünde neler var bunları sordum. Ama önce benim için fuara gitsem mi gitmesem mi diye düşünenler için gitmek için 3 neden neler, onları söyleyim:

1-    Fuarın içten, sahici, çeviri olmayan duruşu,

2-    Fuar alanında uğultu oluşmaması, akustik problemleri çözülmüş olduğu için sizi yoracak  arka fon gürültüsünün oluşmaması

3-    Dünyadaki ve ülkemizdeki örneklerine bakıldığında, giriş ücretinin ciddi seviyede makul olması.

Art Ankara Sanat Fuar’ına emeği geçen herkesi tebrik ederek, röportaja geçelim:

39650 ZİYARETÇİ

Ziyaretçi sayısını önemsememin en nedenlerinden biri fuarların, galerilerin galerisi olarak görmem. İkinci olarak ta, galerin ticari fonksiyonlarının yanı sıra, yarı kamusal bir işlev üstlenmesi , sanat ve sanat severi bir araya getirmesi. Zaten biliyoruz ki tüm dünyada sanat galerileri ilgisizlikten şikayetçi ve ziyaretçi sayısı da bir hayli azalmış durumda. Fuarlar bu açıdan önemli bir görev üstleniyorlar. Yarı kamusal bir hizmet üstleniyorlar. Kasım ayı yazımda, Art Ankara içim  ziyaretçi beklentimi paylaşmıştım. 40 bin demiştim. Ziyaretçi sayısı alabilir miyiz?

39650.

40 bin nerdeyse.. Çok önemli bir rakam.

.Çok önemli bir rakam. Bunu çok önemsiyoruz. Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu sene tanıtıma ağırlık verdik. Türkiye’de galerin ve fuarların fonksiyonu farklıdır. Bu fuar galerin fuarı. Yani katılım galeriler üzerinden mümkün olabiiyor. Biz bu fuarı BRHD ve TÜSKAD onların destekleri var. Art Ankara yönetim kurulunda yer alıyorlar. Çünkü derneğin yapması gereken çok farklı şeyler var. Galerinin yapması gereken çok farklı şeyler var.

Elbetteki sanat, plastik sanatlar, özellikle çağdaş sanat bir lüks.Bir ihtiyacı karşılamanın ötesinde bir lüks. Ancak cağdaş bir toplumun oluşmasında, inovatif düşüncenin artmasında bir ihtiyaç.  Sizin de dediğiniz gibi galerilerin yarı kamusal bir hizmet yaptığını söylemek mümkün. Aynı şekilde fuarları da değerlendirebiliriz.

Galeriler tabi ki sergiler açarak, projeler yaparak, sergiler açarak, sanatçıları destekleyerek sanata katkıda bulunuyorlar. Bunların mekanları, projeleri, sergileri ve ziyaretçileri oldukça sınırlı. Onun için galeriler kendilerini fuarda tanıtıp, fuarda geliştirdikdikleri ilişkileri köpürterek, fuarda geliştirdikleri ilişkileri kendi mecralarına taşımaları gerekiyor. Farklı paydalarda sanat derneklerinin, galerilerin ve fuarın çıkarları ortakdır. Tüm paydaşlar bir araya gelince farklı süreçleri gündeme getirebilirler.

Örneğin ülkemizde 5 yıldızlı otellerin orijinal tablo asması  konusunda çalışmaları var. BRHD ne kadar güçlenirse bu hayata geçirilebilir. Şu anda otellerde reprodüksiyon ve kağıda basılı eserler var.

Yani fuar, galeriler, derneklerin birbirlerini köpürttüklerini söyleyebilirim. Bir araya gelip sorunlara çözüm önerileri getiriyorlar.

 

BAŞARIYA GİDEN YOL

Benim dikkatimi çeken şöyle bir şey var. Art Ankara’nın ikincisinde nerede ise olgunluk seviyesine ulaşmış bir fuarla karşılaştık. Bunu ben söylemedim. Merhum Kaya Özsezgin söyledi. 3.Fuarda da sanki çok uzun senelerdir devam eden ve artık sanki çıtayı yükseltmek için rafine stratejiler geliştiren  gelmiş  fuarla. 2 yılda ziyaretçi sayısı 2 katına çıktı. Ekonominin pek parlak olmadığı ve sanat piyasasının da adeta serbest düşüşte olduğu bu zor dönemde bunu nasıl başardınız?  Fuarlarca da açıklanan satış rakamları da var. Ne dersiniz.

Fuarlarca açıklanan satış rakamlarına  bir ölçüde mesafeli durulmalıdır. Katılımcı galerilerden çok daha iyi bilgiler edinilebilir. Satış rakamlarına girmek çok istemiyorum ancak şunu söylemeliyim ki satışlar da bir hayli artış gösterdi. Çok ciddi sayıda  resim satıldı. Galerilerin katılımda süreklilik kazanması da bu sürecin başarıya ulaştığını gösteriyor.

Biz çok yoğun bir tanıtım yaptık. Yabancı , komşu, çevre ülkelerde de yoğun çalıştık.A macımız, daha ilk günden beri söylediğimiz gibi, Ankara merkezli, Türkiye Merkezli, komşu ve bölge ülkelerini de içine alan bir sanat piyasasının oluşmasını sağlamak.

Hedefimizin henüz %35-%40’ını yakalamış durumdayız. Önümüzdeki dönemde bunu çok daha ileriye taşıyacağız.

Ayrıca bu tanıtım sadece fuar süre ile sınırlı değil. Arkadaşlarımız 1 yıl olarak yoğun olarak tanıtıma odaklanıyorlar.

fotoğraf 2

 Art Ankara Hatırası

Tanıtım faaliyeri önemlidir. Ellbette ki galeriler de destek oldu.Ankara’lı sanatseverlerde böyle bir faaliyet için öenmli bir ihtiyaçtı.Ankara sanatseverler de destek oldu. Ankara Cumhuriyet ile birlikte sanatın merkezi olmuştur. Gazi Üniversitesi ve diğer üniversitelerin yaşama geçirdiği projeler ile. İstanbul’da da bir çok akademisyenin, galerinin, sanatçının Ankara kökenli oluşu bunun bir göstergesidir. Son yıllarda bunun gücü azalmıştı. Ama bir açlık vardı. Nihayetinde güzel sanat fakülteleri, bu okullar, bu insanlar ne kadar İstanbul’a göç versede  Ankara’da varlar. O açıdan biz umutluyuz. Mersinden İzmir’e, Bursa’dan Konya’ya, Trabzondan İstanbul’a kadar çok farklı kentlerden galeriler katıldı fuarımıza.  İzleyiciler de çok enteresan. Eskişehir’den, Mersin’den, Çorum’dan, Antalya’dan, İstanbul’dan. Anadolu’nun her yanından fuarı ziyaret eden olması bizi çok mutlu etti. Gelecek için çok daha heyacanla çalışmak için bizi motive etti. Teşvik etti.

“İŞE GİDEN SANAT”

Medyada yer alan bir değerlendrimenizde Sanatçıyı sermaye ile, sanayici ile işadamı ile buluşturmayı önemli hedeflerinizden biri olarak gördüğünüzü belirttiniz. Koleksiyonerlerin eser toplama konusunda bir miktar isteksiz olduğu bir dönemdeyiz gibi geliyor bana. Buna ek olarak, koleksiyonerlerin orantısız bir biçimde yabancı sanatçılara yöneldiği de sıklıkla konuşuluyor. Sanat piyasasının daraldığı da başka bir gerçek. Bu açıdan fuarınızın bu hedefi çok önemli. Bu yönde yani Sanatçıyı sermaye ile, sanayici ile işadamı ile buluşturma konusunda nasıl adımlar atıyorsunuz?

İşe giden sanat ,iş ve sanayi ile sanatı buluşturan “Art Goes To Work/ İşe Giden Sanat” konsepti, ARTANKARA 2017’nin alt teması olarak belirlendi. İş dünyası ve sanatçı buluşmasının hayat kalitesini olumlu ve derinden etkileyecek sonuçlar yaratacağı inancından hareketle yola çıkılan bu bölümde yer alan üç sergi büyük ilgi çekti. FARPLAS ile ASAŞ stantlarında plastik ve alüminyum kullanılarak yapılan eserler yer de yer aldı.

 

DEVLET DESTEĞİ ŞART

Türk sanat ve sanatçısının dışarı açılması için sizce neler yapmak lazım?

Devletin desteği ve teşviği gerekli. Uzun yıllar boyunca bu Sn.Büyükelçilerin çabalarıyla, himayesinde açılan çağdaş sanat  sergileri ile oldu. Ancak nasıl Türkiye, bir sanayi, bir turizm fuarında 3-5 bin m2 yer alıp katılıyorsa, Kültür Bakanlığı aynı şekilde, Art Basel, Art Forum Berlin de gibi  uluslararası çağdaş sanat fuarlarına da aynı şekilde katılım yapılabilir. Bütün dünyadaki fuarlar olmasa bile, ilk 5’teki fuarlarda yer alıp, en az 2000 m2’de çağdaş Türk Sanatını sergilemeli. Çünkü “Made in Germany” dediğimizde arkasında sanat ta var, inovasyon da var, güç te var, devlet te var. Her şey var. Biz de ülkemizin sanayi gücünü, ihracat potansiyelini, çağdaş sanat potansiyelini de yurtdışında gösterirsek bu anlamlı olur diye düşünüyorum.Bu açıdan da devletin bu yönde destek vermesi, katılımı desteklemesi, organizasyonu destekleyerek Türki’nin katılımını sağlaması gerekir diye düşünüyorum. Nasıl Turizm Bakanlığı ITB fuarında 3500 m2 yer alıyor, standını yaptırıyor ve Türkiye’nin tanımını sağlıyor, aynı şekilde  sanat fuarlarına katılım yapılması faydalı olacaktır.

 

GÜNÜMÜZDE EN ÖNEMLİ ŞEY ZAMAN

Sizi ilginç kılan özelliklerden birisi hem bir fuar organizatörü olmanız, çeşitli alanlarda fuarlar düzenlemeniz, işte turizm, endüstriyel tasarım ve benzeri,  hem de sanatçı bir aileden gelmeniz.  Bu açıdan sanat fuarının sizin için önemli bir yeri olduğunu tahmin etmek zor değil. Diğer yandan da her sanat fuarı tartışılan bir denge var. İşte AVM’ye dönmüş, satış her şeyin başın olmuş gibi sözler. Burada sizin düşünceniz nedir?

Kesişim noktasıdır fuarlar. Günümüzün en değerli şeyi zaman. Size de geliyordur 50 tane galerinin 50 tane açılış davetiyesi. Ama ister istemez siz orada seçici olursunuz. Galeri hakkındaki fikriniz önem taşır. Gazeteler de aynı şekilde. Kitapevleri de aynı şekilde. Hepimizde bu ister istemez olur. İşt derseniz ki bu x kitapevi yanlış yayın basmaz, değerlendirir en azından. Editörünün dışında paylaşır çevresi ile. Bir ciddiyet yok ise basmaz o kitabı diye düşünürüz.

Galeriler içinde aynı şey söz konusu. Koleksiyonerleri, galerileri, akademisyenleri hepsinin kesiştiği, paylaşımda yerdir fuarlar. Onun için biz fuarları 5 duyuya hitap eden yaşayan organizmalar olarak görürüz .Orda tanışırsınız sanatçısı ile galerici ise. Resme bakarsanız. Görürsünüz. İlgiyi fark edersiniz. Dolayısı ile tüm bunların birleştiği yer fuar.

Ticaridir. Sanat piyasasının oluşumunda da etkisi vardır. Tanıtma ve paylaşma konusunda çok daha büyük değere sahip. Aynı anda hepsini görebiliyorsunuz. Yani bir sanat severin bu zaman fukaralığında kaç tane sanat kitabı satan yayınevine girmiştir. Ben senede iki kere gidebiliyorum mesea. Fuarda ise, hiç sanat kitabı  görmeyen,  karşılaşmayan bir sanatsever, değişik bir yayın  görüyor. Bunu satın alıyor. Düşünün 100 galeri gezmek için ayıracağınız zamanı. Fuarda hepsini bir arada görüyorsunuz. Fuarlar daha bir anlam kazanıyor.

Galeri tabi ki yaşamalı. Galeri sanatçıyı bulmalı, desteklemeli, tanıtmalı, güçlendirmeli. Onun piyasasını oluşturmalı. Fuara katılmalı. Ama galeri kendi mecrasında da projeler yapmalı ve bunları yaşama geçirmeli. Nihayetinde, bir galerinin katılacağı fuar yurtdışında 2 ise, Türkiye’de 2 dersek. 4 tane. 4’ten fuara da kimse katılmak istemiyor. Özellikle galericiler için söylüyorum.

Yani kısaca fuar. Tüm ilgililerin bir araya geldiği bir platform.  Bir kesişim noktası. Yeni ilişkilerin kurulduğu bir nokta.

Paneller var. Konferanslar var. Hukuksal boyutu tartışılıyor. Eleştirmenler tartışıyor. Kamudan bu işin yasasını yapanlar tartışıyor. Tüm bu paylaşımlar farklı ortak süreçlere varabiliyor.

SANAT ELEŞTİRİSİ

Sanat eleştirmenlerinin geleceği konusunda herkes bir miktar endişeli. Diğer yandan da malumunuz bugünlerde “post truth” diye kavram var.  Bu yüzden  objektif görüşlere de ihtiyaç her zamankinden fazla. Geçen sene “temiz sanat” konuşuluyordu Art Ankara’da yani çeviri olmayan diyelim içten, özgün, sahici sanat. Bu açıdan da eleştirmenlere önem verdiğinizi tahmin ediyorum. Eleştirmenlerin sanat dünyasındaki yeri hakkında ne düşünüyorsunuz? Eleştirmen onur ödülü dalında bir ödül veriyor musunuz?

Sanat eleştirmenleri, Sanat tarihçileri, sanat eğitimcileri olmazsa olmazı sanatın, çağdaş sanatın özellikle. Sanat eleştirmeni. Eleştirmen de sübjektif olarak kendi değerlenmesini yazan değil, objektif olarak değerlendirme yapandır… Bu konuda söz söyleyebilecek, rahmetli Kaya Özsezgin gibi eleştirmenlerin eleştirileri çok farklı süreçler yaratır. Sanat eleştirmenlerinin de benim için de sanat dünyası için çok büyük değeri vardır. Sanat eleştirmenlerine de ödül vermeyi düşünüyoruz. Burada da bir sınır çizmek gereklidir. Her kalemi eline alan da sanat eleştirmeni olamaz. Bunun için ciddi birikim gerekir. Güçlü bir ahlak gerekir.

Şöyle bir söz vardır. Eskiden galerilerin zamanında resim almak bir aşk ilişkisi idi. Giderdiniz bakardınız. Bir hafta sonra bir daha bir bakardınız.  Bir iletişim kurardınız resimle. Sonra da resmi alırdınız. Fuarlarda ise iş biraz tırnak içinde görücü üsulü, gördün almadın, bir daha geldin üstünde kırmızı nokta.  Ya da Çarşamba gördün, Pazar bir daha gider bakarım dedin.  Gidemedin, resim gitti uzaklara. Diğer yandan da M.Spielger’in bir sözü var. VIP açılış bittikten sonrası  zaman kaybı diyen galeri yöneticileri olduğunu söylüyor. Sizin gözleminiz hangi yönde?

Yanlış bir düşünce değil zaten alıcıları, alma potansiyeli olan insanları çağırdıkları için önemli kısmı bu açılışlardan sonra satılıyor. Siz de gördünüz geçen yıl açılışta. Ama tabi burada galerilerin katılımda süreklilik kazanması gerekiyor. Sürekli gelen galerilerin bu işleri yoğun bir şekilde yürütebiliyorlar. Katılımcılar çok farklı kesimlerden çok farklı yerlerden geliyorlar. Almak için gelenler olduğu gibi, paylaşmak için gelenlerde var. Eleştiri yapmak için gelenler var. Bunlar esasında önemli noktalar.

Galeri bir sene katılıp, bir sene katılmayınca yani süreklilik olmayınca, sergi ziyaretçilerinin aklında soru işaretleri oluşuyor. Bu yüzden galeriler ben fuarda nasıl yer almalıyım sorusunu kendilerine sormalılar. Buna göre de hazırlığını yapmalılar.

Bu durumda galerin süreklilik sağlaması en önemli noktalardan biri.

Kesinlikle. Süreklilik sağlayacaklar. Küçük bile olsa. Bazı fuarlarda göürüyorum. Galeri 100 m2’lik bir alanda 4 eser sergiliyor. Fiyatları çok yüksek. Önceliği satış değil. Galeriyi tanıtıyor. Geniş koltuklar ile dekore edilmiş bir çk lüks bir stand. Seçkin bir sunum. Paylaşma, tartışma. Bir duvarı “video Wall”… Artık bu tip şeylerde önemli.

Fuar da bir “Show business” olduğu için fuarın katılımcılarının da ziyaretçilerinin de bunu göz önüne almaları lazım.

GALERİLERİN GELECEĞİ

Galerilerin geleceğini pek parlak gören birine bugünlerde rastlamak zor. Galeriler kapandı diye bir çok yazı çıkıyor.

Yani, galeriler, eskiden beri, başlıca galeriler hariç, çok çabuk  el değiştirin açılıp kapanan işletmeler oldular. Galericilik ciddi bir meslek. Boş zamanı değerlendirme faaliyeti, boş zamanlarda yapılacak bir iş değil. Gerçekten emek ve birikim isteyen bir meslektir. Sanatçıya destek olacaksınız onu tanıtacaksınız. “Show business” tabi kolay bir şey değil. Yatırım yapmaları lazım. Öyle resimleri duvara asarak galericilik yapmak şeklindeki iş modeli dünyada bitmiştir.

Bunu açabilir misiniz?

Siz bir galerisiniz, sergi açıyorsunuz. Resimler satıldı satıldı.  Satılmadı Zarar ettim diyorsunuz sonra. Hayır. İyi çalışmalılar. İyi hazırlık yapmalılar. Yatırım yapmalılar. Belirli projeler için. Belirli dönem ya da akımları seçmeliler. İyi bir konsept hazırlamalılar. O yatırımı galerici paraya çevirmeli. Konu %20 ila %50 arasında komisyon değil. İyi bir hazırlık yapılmalı, Tanıtım yapılmalı. Yatırım yapılmalı.

Yani galericinin de hem emek hem de sermaye yönünden elini taşın altına koyması gerekiyor diye özetleyebiliriz sanırım. Diğer yandan biliyoruz ki bu meslek insan ilişkilerinin çok nemli olduğu bir meslek tipi. Gelelim fuarlara.Sanat fuarlarının geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şimdi dünyada bir resesyon olduğu için sanat fuarlarının geleceği hakkında karamsarlık var. Ben buna katılmıyorum. Fuarlar yaşamalı devam etmeli. Çünkü 10-15 yıl önce olan süreçler yok. Farklı süreçler var. Dijital sanat çıktı . Farklı akımlar, farklı çağdaş sanat değerlendirmeleri var. Ben farlarn geleceklerinin son derece parlak olduğunu düşünüyorum. Çünkü hep söylüyorum “inavasyonun “ “inovativ düşüncenin” kaynağı sanattır.

fotoğraf 1

Bilgin Aygül-Ali Balkan

VİZYON TURU

 Bir vizyon turu atarsak Art Ankara’nın diyelim ki 10.yılında nasıl bir Art Ankara göreceğiz?

Art Ankara’nın 10.yılında çok daha oturmuş, alım satımdan çok  sanatsal noktada öne çıkmış, bölge ülkelerinin, çevre illerinin katılımı ile paylaşıp tartıştığı sanatın konuşulduğu bir ortam olması.

Öncesinden birbirlerine haber verip, buluşmaları. İkili ilişkilerde çok önemli .Belki çağdaş sanatın farklı dalları ağırlık kazanacak. Mesela konuştuğumuz “Art goes to work” belki fuarın tamamen kaplayacak. Belki 2.kata çıkabilir. Fuar yapılan alanlar da çok önemli. Fuar yapılan alanların kiraları çok yüksek olduğu için başka etkinlik yapmak için çok bütçemiz kalmıyor.

Eğer sponsorlarımızın sayısı artarsa, Devletten destek alabilirsek, bunun bir ayağını bienal şeklinde yapmayı hayal ediyoruz. Daha uzun süreli, daha geniş katılımlı bir sanatsal süreç olarak eğitimcilerin, sanatçıların, öğrencilerin, halkın bir arada yer aldığı sürecin bir parçası olarak fuarın da yer alması.

Havalimanında açtığınız mini fuar tanıtım sergisi beni çok etkilemişti. Bu serginin fuara etkisi nasıl oluyor?

Tabi çalışmanın iyi yapılması lazım. Tam da arzuladığımız şekilde onu gerçekleştiremiyoruz. Belki de onu daha faklı bir biçimde, belki 2 hafta değil de, 1 aya uzatmak, burada galeri ve fuarın tanıtımın daha etkin şekilde olması. Mesela galeri kart ve broşürlere yer verilmesi. Daha interaktif, insanların daha da ilgisini çekecek hale getirmeyi düşünüyoruz. Dijital sanatın da içinde olduğu.

Basının ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz. Sizce yeterli mi?

Ulusal ve yerel basının fuara ilgisi belli ölçüde mevcut. Ben bir yorumda bulanacağım bu konuda bu ilgiyi bir miktar eksik buluyorum. Başkentte bu seviyede bir sanat fuarına ilginin çok daha yüksek olması gerekir diye düşünüyorum. Öncelikle İstanbul dışında yapılan tek sanat fuarı Art Ankara. İkincisi Ankara’nın çok geniş entelektüel bir kesme sahip olduğu, oransal olarak bunun İstanbul’dan daha fazla olduğu da düşünüldüğünde medyanın bu fuara ayrı bir yer vermesi gerekir. Üçüncüsü Türkiye’de İstanbul’da sürekli nitelikte 2, Ankara’da da 1 adet sanat fuarı var. Hepsi bu kadar. Birazcık daha özen demek zorunda hissediyorum kendimi. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ankara’ya maalesef İstanbul ilgisiz. Buradan en üst düzeyde gitse de İstanbul haberleri daha öncelikli çıkıyor. Maalesef böyle. Bu amaçla farklı düşüncelerimiz var, bir sanat dergisi çıkaracağız.

 

FUARA GİTMEK İÇİN 3 NEDEN

Fuarı ziyaret etme konusunda kararsız olan, “feysbuk” jargonu ile “gitmeyi düşünen” ziyaretçilere Art-Ankara Sanat fuarına gitmeleri için 3 neden söyleseniz bunlar neler olurdu? Bu cevapta  yazının sonuç bölümü olsun.

Fuarı gezmek için üç nedeni söyle sıralıyabiliriz ;

1 – Ankara özelinden evrensel sanata bakmak,

2  –  Söyleşilerle,dinletilerle sanat dünyasında gezinmek,paylaşmak

3 – Keşfetmek , eski ve yeni sanatçılarla sanat piyasasında var olmak.

 

Not:

ARTANKARA : 15-18 MART 2018 tarihleri arasında  10:00-20:00 arasında ziyarete açıktır.  Fuar, ATO Congresium’da düzenlenmektedir.

http://artfairankara.com/fuar-alani/


15-18 Mart 2018 tarihlerinde ARTANKARA 4.ULUSLARARASI ÇAĞDAŞ SANAT FUARI ATO Congresium’da 10.000m2 lik alanda ATİS FUARCILIK tarafından gerçekleştirilecektir.

 

İSTANBUL CONTEMPORARY ‘17 ÜZERİNE l ALİ BALKAN

CI’un  12.edisyonunda benim ilgimi çeken en büyük değişiklik, fuar tarihinde yapılan değişiklikti. 11 yıldır kasım ayı ilk yarısında düzenlenen fuar, eylül ayının ilk yarısına çekildi. Bu gerçekten de riskli  ve ziyaretçi sayısına olumsuz etki edebilecek bir seçimdi.

 

Geçen yıl bu zamanlarda “sanat sezonu” başlıklı yazımda bir söyle demiştim: “Ben size meteorolojik bir tanım getireyim: Dünya gezegeninin kuzey yarımküresinde ısının 20 derecenin altına düşmesi ile başlayan, 20’lerin üstüne çıkması ile biten meteorolojik olaya, sanat sezonu denir! Havalarda da artık 15 derecelere inince ilk başlayan döneme de  fuar sezonu denir.”

 

Çılgın proje

Mevsimler ve bunun sanat sezonuna etkisi için bir ek de yapayım. Yaza geçiş ve yazdan çıkış çok esaslı farklar taşır. Haziranın ilk yarısı, kışın devamı olduğundan fuarların bir şansı olabilir, ancak kuzey yarım kürenin adeta tatile girdiği ağustostan sonra daha şehir bile tatil havasındayken, eylül kanımca bir sanat fuarı için oldukça zor bir ay değil, en zor aydır.

Uzun lafın kısası sanat çevresininin pek te alışık olmadığı bir dönemde fuar kapılarını açtı. Son olarak 2015 eylülde düzenlenen Art International en fazla 30 bin ziyaretçiye ulaşabilmişti. Geçen sene 100 bin ziyaretçi sayısına kasım ayında yaklaşan CI, eylülde sanatseverleri ne kadar cezbedecekti?

 

İşin doğrusunu söyleyeyim bu büyük riskti. Bunu ölçmüş, tartmış  olabilmelerinin bir yolu da yok. Takvimde esaslı bir değişiklik yaptılar. Sözgelimi perşembe günü 22’de  yayımlanan dizinin pazartesi öğle kuşağına  çekilmesi gibi bir değişiklikti. Bildiğin “Çılgın projeydi”.

 

CI çok zor bir testten büyük başarı ile geçti

Eylül’de hava sıcaklığı rekorları kırılırken, okullar bile açılmamışken,  “tatilin güzeli eylülde olur” mottosu ile sanatseverler sonbabarın yazdan kalma en güzel günlerini  tatil beldelerinde yaşarken ben de bir tahmin yaptım. 70 bin ziyaretçi büyük başarı olur diye düşündüm. Ancak Afrika sıcaklarının eylülde tekrar İstanbul’u etkisi altına alması üzerine, ziyaretçi sayısı tahminimi 60 bine indirdim. Fuar ise, 80 binden fazla ziyaretçisi ile öyle bir şeyi ispat etti ki bunu tarihe not düşmek gerekir.

 

İster kritik ağırlığa ulaşmak deyin, ister  İstanbul sembolü olmak deyin, bu çok önemli bir şeydir. Büyük bir başarıdır. Tebrik etmek gerekir.

 

Ziyaretçi sayısı niçin önemli

Öncelikle herkesin oldukça sanallaştığı, sosyal medyanın alıp başını gittiği bir çağda, sıcaklık rekorları kırılırken, İstanbul’da hafta sonu trafiğine gireceksin, fuara gideceksin, saatlerce kalabalığın zirve yaptığı fuarda gezeceksin,  bir de girişte 55 TL’ye bilet alacaksın. Bu çabayı karşılayan deyim de bellidir: “Sevgi emektir”.

 

Bu yüksek sayı, sanatseverlerin fuarı çok önemsediklerini, bir sanat olayı, sanat şöleni olarak gördüklerini ortaya koyar. Diğer yandan, şehirle bütünleşme iddiasındaki bir fuarın izleyici ile buluşması da çok önemlidir.

 

Bilet fiyatı yüksek mi?

Dünyadaki sanat fuarlarının giriş ücretlerine baktığımızda Art Basel’da 220 TL olduğunu görüyoruz. Yahu İsviçre çok pahalı bir yer derseniz. Brezilya’da düzenlenen Sp Arte’nin   bilet fiyatının yaklaşık olarak Contemporary İstanbul ile yakın bir değerde olduğunu görüyoruz.  Bu anlamda, bilet fiyatları da uçuktu demek temelsiz kalıyor.

 

Diğer yandan da şunu düşünelim. Diyelim ki bilet fiyatları 10 TL olsa emin olun ki ziyaretçi sayısı öyle bir artardı ki, Pazar günü fuarın gezilmesi fiziksel olarak imkansız hale gelirdi. Alt kat, yetersiz soğutma imkanları ile,  meteorolojik bağlamda İstanbul’da eylül ayı sıcaklık rekorları kırılırken hamama dönerdi. Burada optimum bir dengenin gözetildiğini tahmin ediyorum.

 

Diğer yandan Art Ankara ve Artist fuarlarının dünya ile kıyaslanınca çok cazip giriş ücretlerine sahip olduklarını da sanat severlere hatırlatalım.

 

Ümit Gezgin’le fuar açılışında

 

Genel değerlendirme

Öncelikle sanat piyasasının daraldığı, siyasi ve ekonomik çalkantıların tüm dünyada ve bölgemizde çok ciddi yaşandığı bir dönemde, fuarın çok ta iddialı olmasını kimse beklemiyordu.

 

Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, kapanış günü “2015 yılı sonunda başlayan ve 2016 yılı boyunca atarak devam eden sıkıntılar içinde geçen yıl fuarımızı düzenledik. Bu İstanbul’a ve sanat çevrelerine beslediğimiz güvenin ve aynı zamanda sorumluluğumuzun bir sonucuydu.” diyerek bu durumun da altını çizmişti.

 

Bir örnek verecek olursak, 2014’de 85 milyon dolar değerinde eser  satışa sunulurken bu sene 55 milyon dolar tutarında eser satışa sunuldu.

 

Haber Türk’te yer alan değerlendirmede “boş alanların geçen seneye göre daha iyi kamufle edildiği” yorumu da bence çok yerindeydi. Yani  katılım eskiye göre azdı ama bunu fark etmek geçen seneye göre zordu.

 

Önemli olan ise bunlar hiç  değildi. Önemli olan, sanat piyasasının hiç te parlak olmadığı bir dönemde, fuara gösterilen ilgi, onca zor koşullara rağmen fuarın ayakta kalması idi. Bu sanat dünyası için moral kaynağı oldu.

 

Geçen senenin aynısı “yaw”(!)

“Aynı  geçen fuar”…”Geçen sene de yok muydu bu? “Bence geçen senekinin aynısı”..” Nerdeyse geçen seneki gibi”  sözler hollerde yürürken sıklıkla duyabileceğiniz sözlerdi. Bunlar, yıllardır CI için yapılan eleştirilerin ilk sırasında bu yer alır. Ama ilginçtir ki, yıllardır aynı kesim de sürekli fuara gelir ve aynı eleştiriyi yapar. Acaba da bu bir klişe midir? Bu mevzulara girmek pek te anlamlı gelmiyor bana. Benim beklediğim başkaydı. Hıncal Uluç ne diyecekti?

 

Sanat Kaosu”

Futbol programlarındaki çok sert eleştirileri ile futbol camiasında eleştirmediği son 3-5 kişinin de bizi ne zaman eleştirecek endişesi ile yaşadığı Uluç, son yıllarda   fuarı da “ sert eleştiri kapsama alanına” aldı(!)

Geçen senelerde, panayır dedi, tek amaç satış olmuş dedi, yığmışlar resimleri dedi. Bu sene de ne diyecek merak konusuydu. Geçen sene dediklerini tekrarlayıp, fuara gitmeyeceğini açıkladığında “CI” yırttı diye düşünmüştüm(!). Ne de olsa gitmediğin bir fuarı, eleştiremezsin değil mi?

 

Ama radara girmişti fuar bir kere, çıkış yoktu(!). Bu sefer de fuara giden kardeşinin deneyimlerine yazısında yer verdi. Kız kardeşinin “Hıncal Ağabeyimin köşesindeki uyarıya rağmen koşarak gittim.” cümlesi gözlerden kaçmadı(!)

 

Geçen sene fuarı “panayır” olarak niteleyen Uluç, eleştiri dozajını 3-4 tık arttırarak bu sene fuarı  “Sanatsal kaos” olarak niteledi.

 

Şunu da not düşeyim.Bu sezon, sanat piyasası toparlanmaya başlarsa emin olun 100 bin ziyaretçi de aşılır, hatta dünya rekoru da kırılır, hem de yaz sıcağında. Böyle bir şey olursa, Uluç’un eleştirisi hangi seviyelere çıkar , bunu artık fuar yönetimi düşünsün(!) Önümüzdeki sene demişken biraz da geleceği düşünelim.

 

Fuarların ve galerilerin geleceği

J.Baer başkaca bir fuarda galerisini kapamış iki galeri sahibi ile konuşuyor. Soruyor, galeriniz nerede diye. Cevap, bulutta(cloud). Çalışanlarınız nerede diye de soruyor. Cevap, evlerinde bilgisayar başındalar.

Dünya değişiyor. Sanat piyasası da değişiyor. Fuarlar ise o kadar da değişmiyor. Oldukça muhafazakarlar.

 

2014’teki yazı dizimde, fuarların “galerilerin galerisi” olduğunu düşündüğümü söylemiştim.  Diğer yandan da sanat fuarlarının, fuarların “kremasının kreması” olduğundan bahsetmiştim. “Kremasının kreması” niteliği sponsorları ve ziyaretçiler için önemlidir..

 

“Galerilerin galerisi” bir nitelik belirlemekten çok bir yaklaşıma ilişkindir. Ve bu tez, klasik fuar sistemi  ile örtüşmez. Sözgelimi sıradan bir fuarın amacı, sergileme alanlarını en yüksek ücretten en üst düzeydeki  galerilere kiralamak, sponsorluk gelirlerini

yükseltmek  ve olabildiğince bilet satmak üzerinedir.

 

Galerilerin galerisi yaklaşımına girdiğimizde, yarı kamusal hizmet sağlayan,  en azından fuar-galeri ilişkisinin adeta idealist bir yaklaşımla galeri-sanatçı ilişkisi çerçevesinde ilerlediği bir ilişkiden bahsetmiş oluruz.  Ancak zannediyorum herkesin aklında sadece bir fuar var ve bu fuarın modellenmesi söz konusu.

 

Art Basel modellemesi

Biliyoruz ki, Art Basel(Basel)fuarı,  tüm fuarların modellemek istediği fuar. Ama işin doğrusu, bu model tekildir ve olsa olsa orada çalışır. Miami ya da Hong Kong da “şube” açılmış olması bu gerçeği değiştirmez.  Elbette ki fuarlar, bu fuardan günümüzün pek sevilen terimi ile “benchmark” (referans noktası almak) yapacaklardır da bu ne kadar faydalı olacaktır?

 

Söz gelimi, dünyada yeknesak şekilde yer alan  çeşitli sektörlerden bahsetseydik, sanayiden otomotiv, hizmetten turizm gibi, modellemenin başarılı olacağı düşünülebilirdi. Ancak sanat alanına girdiğinizde ardından da sanat piyasası gibi bir alana girdiğizde, “lokalizasyon”(yerelleştirme) ile bir yere varamazsınız. Şehire fuarın nüfuz etmesi de bu şekilde sağlanamaz.Uzun lafın, kısası, adeta astroloji alanınına giren (hava,ateş,su, toprak grupları) açık hava sergisi, olsa olsa, izleyicinin aklında “tahta” nerede sorunsalını oluşturmuş olabilir(!) Usulen bir de eleştiri getirdikten sonra artık bir özet geçelim…

 

Bağlayalım

Tüm dünya zor günlerden geçerken, sanat piyasası eski güzel günlerini ararken, rutinleşmiş ve şehirle bütünleşmiş organizasyonların devam ediyor olması önemlidir. Moral kaynağıdır .Diğer yandan,  fuara yoğun ilgi gösteren sanatseverlerin de bu başarıdaki payı büyüktür.  Sıcaklık rekorları kırılırken, şehir tatil havasındayken, İstanbul’da sayısız alternatif program varken, fuara gelmeyi tercih etmiş olmaları sanat dünyası için ümit verici bir durumdur.